Türk’ün Türk’e Yaptığı: Bitmeyen Hikâye

Abone Ol

Dünyanın uzak bir köşesinde, orta yaşlı bir Amerikalı yanıma yaklaştı. Kırık bir Türkçeyle sordu:

“Türk’sün, değil mi?”

Şaşırdım. Meğer Türk tarihi üzerine doktora yapmış. Kısa sürede sohbete daldık. Sonra öyle bir cümle kurdu ki, insanın zihnine çivi gibi çakılıyor:

“Eğer Türkler birbirleriyle savaşmasaydı, bugün dünyada Türkçe konuşuluyor olurdu.”

Abartı gibi geliyor. Ama tarih sayfalarını açtığınızda, insanın itiraz edesi gelmiyor.

Selçuklu ile Gazneli Dandanakan’da karşı karşıya geliyor.

Selçuklu, Karahitay karşısında Katvan’da yıkılıyor.

Harzemşah, Moğol önünde yalnız kalıyor.

Yassı Çemen’de Türk, Türk’ün gücünü tüketiyor.

Kösedağ’da Anadolu kapıları Moğollara açılıyor.

Daha bitmiyor.

Ankara’da Osmanlı ile Timur çarpışıyor, imparatorluk fetret devrine giriyor.

Altın Orda yıkılıyor, Rusya tarih sahnesine çıkıyor.

Viyana önlerinde bir ihanet, belki de son büyük fırsatı tarihe gömüyor.

Tarih boyunca aynı hikâye:

Türk, en büyük darbeyi çoğu zaman yine Türk’ten yiyor.

Bugün farklı bir çağdayız. Ne at sırtında ordular var ne meydan savaşları. Ama mesele değişmiş mi?

Pek sayılmaz.

Bugün savaş alanı siyaset. Silahlar ise ekonomi, hukuk ve yönetim anlayışı.

Bir yanda “terörle mücadele” söylemi, diğer yanda aynı dosyalar üzerinden yapılan siyasi manevralar…

Devletin dili ile siyasetin dili arasındaki çelişki büyüdükçe, toplumun kafası daha da karışıyor.

İnsan sormadan edemiyor:

Aynı ülke içinde iki farklı gerçeklik mi var?

Asıl mesele ise daha derinde.

Türkiye neden sürekli kriz üretir?

Cevap, büyük ölçüde yönetim anlayışında saklı…

Kısa vadeli siyasi kazançlar, uzun vadeli devlet aklının önüne geçtiğinde sonuç değişmiyor.

Ekonomi bunun en somut örneği.

Üretim yerine tüketim,

Teknoloji yerine ithalat,

Planlama yerine günü kurtarma…

Sonuç ortada:

2023 için konulan hedefler tutmadı.

Dünya ekonomisinde ilk 10 hedeflenirken çok daha geriye düşüldü.

İhracat hedeflerin yarısında kaldı.

Kişi başına gelir yerinde saydı, üstelik adil dağılmadı.

Bir ülke üretmeden büyüyemez.

Teknoloji geliştirmeden güçlenemez.

Sermayesini korumadan bağımsız kalamaz.

Ama biz ne tam liberal olduk ne de gerçek anlamda devletçi.

Ortaya, kimseyi tatmin etmeyen bir “ara model” çıktı.

Tarihteki hataların bugünkü karşılığı artık savaş meydanlarında değil;

yanlış ekonomi politikalarında,

tutarsız siyasi söylemlerde,

ve kısa vadeli çıkar hesaplarında karşımıza çıkıyor.

Dün ordularla kaybedilen güç,

bugün yanlış kararlarla kaybediliyor.

O Amerikalının cümlesi hâlâ kulaklarımda:

“Türkler birbirleriyle savaşmasaydı…”

Belki bugün mesele artık savaş değil.

Ama kendi içimizde tükettiğimiz enerji, yine aynı sonuca götürüyor.

Değişen sadece yöntem…

Sonuç ise pek değişmiyor.