TOPLUM PSİKOLOJİSİ

Abone Ol

İnsan; Büyük bir topluluk içinde yaşayan bireydir. Toplumu inceleyen bilim adamları, toplu halde yaşamı, bir içgüdü olarak yorumlamışlardır. Hatta bu yaşamın hayvanlardaki toplu yaşama, sürü içgüdüsüne benzediği üzerinde durmuşlardır. Sigmund Freud ise bunun bir içgüdü olmayıp sonradan kazanılmış davranışlar olduğunu ileri sürer. Hayvanları bir arada tutan gerekçe içgüdü olabilir, insanları bir arada tutan en mühim etkenin, sevgi olduğu üzerinde durur.

İnsanların bir arada olmasında, liderlerin de önemli rolü vardır. Bireyler liderlerine bazen hakettiğinden fazla anlam yüklerler. Haklı olarak lidere yakın olmak ve onun sevgisini hissetmek isterler. Liderlerin bireyler üzerindeki eşit sevgisi, insanların bir arada olmasında önemli etkenlerden biridir.

Toplumdaki lidere olan tutku ve sevgi, grup içindeki kardeşlik bağları, hatta kendi içindeki birlik ve dayanışma, sevgi bağları, kendi dışındakilere karşı nefrete dönüşebilir. Liderler karşı gruplara karşı, bu yumuşak geçişi sağlamazsa, hatta zıtları körüklerse toplumda kin, nefret ve düşmanlık duyguları gelişir, durum içinden çıkılmaz boyutlara ulaşır. Ülkemiz kendi içinde, bu acıların en büyüğünü yaşamıştır. En idealist evlatlarının, henüz gelişme çağında, kendi eliyle heder olmasına seyirci kalmıştır.

Freud topluluk örneklemelerinde ordu ve dini kurumlar üzerinde durur. Zor şartlarda ordunun liderini kaybetmesi, veya dini liderin, tüm hitap ettiği kesimlere, sevgiyi eşit dağıtmadığı durumlarda, o toplulukların dağılacağına dikkat çeker. Kitlesel birlik, bireylerde umulmadık karakterler yaratabilir. Kibar bir insan en küfürbaz olabilir veya gölgesinden korkan, pısırık birisi, kahramanlığa soyunabilir.

Bir kitleye karışma, şahsın özünde olmayan bazı kazanımlar, o kitle psikolojisi ile bütünleşebilir. Örneğin Almanya’da Hitler egosuyla binlerce Alman, ona sevgi besleyenler, inananlar, adeta canlı, tek bir organizmaya dönüşmüşlerdi. Onca insanı katlederken, zulüm ederken, asla suç işlediklerini düşünmüyorlardı, onca katliamı yapmak veya seyirci olmak, onlara hiç bir iç huzursuzluğu vermiyor, yataklarında rahat uyuyabiliyorlardı.

Toplumun ruh sağlığı bozulmuştur. Ekonomik koşulların ağırlaşması, geçim derdi, gelecek kaygısı, antidepresan ilaçların, giderek artan bir şekilde, kullanmasına dönüşmüştür ve düşündürücüdür.

Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan alınan verilere göre, son 5 yıla ait antidepresan ve benzer özelliklerdeki ilaçların, kutu bazında tüketim miktarları da dikkat çekici. 2009'da yaklaşık 37, 2010'da 41, 2011'de 47, 2012'de 48, 2013'de 38 milyon kutu ilaç tüketildi. Son 5 yılda tüketilen toplam ilaç ise 211 milyon 577 bin 20 kutu oldu.

Bu ürkütücü tablo, toplumun ruh sağlığının bozulduğu yönündedir. Öyle sanıyorum birkaç yıl sonra, artık kutu bazında ilaç yetersiz geleceğe benziyor. En ideali neredeyse, şebeke suyuna merkezi olarak, anti deprasan ilaç katma önerileri gelirse şaşırmayalım(!).

Her zaman bir çıkış vardır. Yeter ki bazı benlik duygularımızı yıkalım. Yeter ki toplumsal çıkarları kişisel çıkarlarımızın önüne koyabilelim. Yeter ki toplumu germek yerine barış, sevgi, kardeşlik ,dostluk bağlarını güçlendirelim. Yeter ki aklı, bilimi, üretmeyi, yaratmayı, paylaşmayı temel alalım.