TESLİMİYET METNİ

Abone Ol

Atatürk Cumhuriyeti’ni yıkıp yerine kurulacak yeni saltanatı tescil ettirmek üzere, anayasanın değiştirilmesini, dinselleşmiş bir toplumsal yaşamı ve din devletini dayatma ereğini taşıyanlar var.

Yaşadıklarımız gösteriyor ki, kurulmak istenen rejim; patronların, tarikatların, mafyanın ve emperyalistlerin çıkarlarına göre tasarlanmaktadır. Önerilen yeni anayasa da ancak bu rejimin anayasası olabilir. Halkın değil; sermayenin, gericiliğin ve işbirlikçilerinin çıkarlarını koruyacaktır.

Emekçilerin, köylülerin, gençlerin, kadınların, emeklilerin ve ilerici aydınların bu anayasaya hayır demesi gerekiyor. Demokrasi sosu ile sunulan yeni anayasa, yurttaşlık haklarımızı birer birer elimizden alacaktır. “Laiklik yoksa özgürlük yoktur” diyen her yurttaş, geriye gidişe karşı durmalıdır.

Siyasal, iktisadi ve toplumsal sorunlar ele alınırken “demokratikleşme” söylemi öne çıkarılıyor; ancak Türkiye’nin ekonomik temeli ve sınıfsal yapısı görmezden geliniyor. Rejimin niteliğini belirleyen asıl unsur, kapitalist sistemin dayattığı ilişkilerdir.

Türkiye bir rejim tartışmasına sürüklenmektedir. 23 yıllık iktidarın karşıdevrimci çizgisi bunun mihenk taşıdır. Cumhuriyet’in tasfiyesine yalnızca radikal muhafazakârlar değil, “yetmez ama evetçiler” de zemin hazırlamıştır.

“Türk tipi başkanlık” düzeninde sömürü derinleşmiş, işçi, emekçi sınıfın hakları budanmış, sermaye egemenliği kurumsallaşmıştır.

Osmanlı’nın çözülüş dönemindeki II. Abdülhamid istibdadının güncellenmesi gibi…Türkiye, siyasal İslamcı bir “2. İstibdat Rejimi” içine hapsedilmek isteniyor.

Bu rejimler, sınıfsal itirazı kabul etmez; toplumsal alanda gericiliği büyütür ve milyonları teslim almak için baskı uygular.

Kurulacak rejimde laiklik tasfiye edilmekte; tarikatların güçlenmesi anayasal güvenceye kavuşturulmak istenmektedir. Cumhuriyet yerine tek adam kararnameleri; yurttaşlığın, sosyal devletin ve halkçılığın yerine mafya–sermaye–tarikat düzeni geçirilmeye çalışılmaktadır.

Bu rejim ne yerli ne de millidir.

Hukukun üstünlüğünün olmadığı, Meclis’in işlevsizleştirildiği bir ülkede anayasa değişikliğinden demokrasi çıkmaz. Yeni anayasanın amacı demokrasiyi güçlendirmek değil; birilerine ömür boyu saltanat garantisi vermektir.

Diğer yandan, saygın hukukçulara göre iktidarın yeni anayasa yapma yetkisi de yoktur, zira:

Yargı siyasetin sopasına dönüştürülmüş, hukuk devleti ortadan kaldırılmıştır.
TBMM işlevsiz hale gelmiş, millî irade tek adam rejimine mahkûm edilmiştir..
Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımayarak kendi anayasasını bile yok saymıştır.

Anayasaları kurucu meclisler yapar; ikitdar partisi ise son seçimlere göre azınlığa düşmüştür.

“12 Eylül Anayasası’na karşı sivil anayasa” sözü ediliyor. Oysa 12 Eylül Anayasası’nın yüzde yetmişini bizzat kendileri değiştirmiştir. Bugün hedeflenen şey demokrasi değil; kurdukları baskı rejimine meşruiyet kazandırmaktır.

Cumhuriyet, emperyalizme karşı kurulmuştur. Bugün o yüz yıllık parantezi kapatmak isteyenler, Türkiye’yi yeniden emperyalizme bağımlı hâle getirmek için çırpınmaktadır. Bu nedenle yeni anayasanın gerçek adı teslimiyet belgesidir.

Zenginleşen tarikatlar ve siyasal İslam’ın toplumsal yaşamı kuşatması, yeni anayasa ile tescil edilmek istenmektedir. AKP başlı başına laiklik karşıtı bir oluşumdur; bu nedenle yeni anayasa gerici Türkiye’nin resmî belgesi olacaktır.

BOP eş başkanlığının mirası olan Yeni Osmanlı hayalleri, Kürt meselesi üzerinden toplumsal rıza üretme çabasıyla birleşmektedir. Yeni anayasa da bu oyunun parçasıdır.

Başkanlık sistemiyle kurulan tek adam rejimi, Ortadoğu’daki krallıkların bir benzerini Türkiye’ye giydirmek istemektedir. Amaç; yeniden seçilme ve rejimin kalıcılaştırılmasıdır.

Yeni anayasa girişimi demokrasi için değil, gerici rejimin ömrünü uzatmak içindir.

Böyle bir anayasaya hayır demek yurttaşlık görevidir!

NOT: Önceki; “CHP Eleştirisi mi, Yoksa Partiye İhanet mi?” başlıklı yazımda Ecevit Genel Başkan olunca İnönü’ye saygıda kusur etmedi şeklinde çıkmıştır. Aslında “ İnönü Ecevit’e saygıda kusur etmedi” olacaktı. Düzeltiyor okuyuculardan özür diliyorum.