Bu hafta sizlere sağlığı tehdit eden en önemli unsurlardan biri olan bağımlılığın psikolojik kökenlerinden bahsetmek istiyorum. Bağımlılık, basit bir alışkanlık olarak tanımlanamaz. Bağımlılık, artık alışkanlık çizgisini geçmiş ve kontrolden çıkmış bir haldir, hatta bir işarettir. Dışarıdan her şey yolunda gibi gözükse de, içerde ruh dünyamızda neler olup bittiğini gösteren bir işarettir. Dışarıdan bakıldığında kontrolsüz ve aşırı biçimde sigara ya da alkol tüketmek, uyuşturucu kullanmak ya da kontrolsüz kilo almak olarak gözükür. Ama bu durum büyük bir ihtimalle kişinin içsel kontrolden çıktığının bir göstergesidir ve anormal bir ruh halidir. Kişi bir maddeye bağlanarak (sigara, alkol, yemek vs.) kontrolden çıkarsa bu onun bazı duyguları bastırmaya çalıştığının ifadesidir. Genelde insanlar nasıl baş edeceklerini bilmedikleri duygularını bir kenara atmak için bu maddeleri ‘ağrı kesici’ olarak kullanır. Stres, can sıkıntısı, yalnızlık, korku, suçluluk, acı, reddedilme, yas, kendine acıma ya da başka herhangi bir dertle baş edebilmek için bir insan bazı maddeleri kullanmayı alışkanlık haline getirebilir ve eğer kontrolden çıkarsa ‘madde bağımlılığı’ gelişir. Duygularını tanımayı ve ifade etmeyi öğrenememiş bireyler için bağımlılık bir tür duygusal düzenleme aracı hâline gelir. Kaygıyı susturur, öfkeyi uyuşturur, yalnızlığı geçici olarak unutturur. Kısa vadede işe yarar gibi görünür ama uzun vadede sorunları çözmek yerine derinleştirir. Buradaki paradoks şudur: Bağımlı olunan şey, başta rahatlatır; sonra rahatlayabilmenin tek yolu hâline gelir.
Bazen bu bağımlılık bir ‘maddeye’ olmaz, bir ‘davranışa’ olabilir. Kişi; sağlıksız ilişkiler, alışveriş, cinsellik, kumar, bahis ya da telefon ekranına bağımlı olabilir. Hatta bazı insanlar kilolu olduğu ve zayıf olmaya olan bağımlılıklarından dolayı, yemek yedikten sonra kusmaya bağımlı hale gelirler. ‘Bulimia’ adını verdiğimiz bu bağımlılık o kadar tehlikeli boyutlara ulaşabilir ki yaşamı tehdit edebilir. (Geçen aylarda benden böyle bir hastanın göz konsültasyonunu istediler. Servise hastayı görmek için vizite gittiğimde karşımda bir deri bir kemik, bilinci kaybolmuş, kontrolsüz hareketler yapan, başını tutamayan ve gözleri fersiz bakan bir genç kız gördüm. Annesiyle konuştuğumda birkaç ay öncesine kadar üniversitede okuyan, enerjik bir kız olduğunu öğrendim. Bazı ruhsal ve sosyal anormallikler (ailenin ve çevrenin kilo ve görünüş baskısı, sürekli kilolu olduğunu düşünme ve bundan utanç duyma, düşük özsaygı, mükemmeliyetçilik) bu hastalığı tetikleyebilir. Önce içindeki boşluğu doldurmak için tıka basa yemek yer ve yemekten sonra suçluluk duyarak kontrolü ele alıp rahatlamak için kusar. Bu durum aşırı hale gelirse vücut için gerekli mineral ve vitaminler eksik kaldığı için nörolojik ve kardiyolojik problemlere yol açarak %4 ölüm riski taşır. Bu hasta hekimlik hayatımda beni en derinden etkileyen hastalardan biriydi ve birkaç hafta sonra da bu genç kızımız maalesef vefat etti).
İFADE EDİLMEYEN VE SAKLANAN DUYGULAR İNSANI HASTA EDER
Bağımlılık haline gelen bu madde ya da davranışlar aslında yüzleşilmesi zor gelen duyguları uyuşturmak için kullanılan bir tür ‘susturucudurlar’. Duygularımız, bizi hayvanlardan farklı kılan en büyük nimetlerden biridir. Her duygunun ‘uygun şekilde’ ifade edilmesi ve yaşanması gerekir. Eğer yaşadığımız duyguları (öfke, sinirlilik, üzülme, neşe vs) ifade edemezsek, bunlar bilinç altında birikir ve bir süre sonra duygularla başa çıkmada zorluklar yaşarız. Sonra da kontrolsüz bir biçimde bu duygular hayatımızı ele geçirerek kişiliğimizi ve davranışlarımızı etkilemeye başlar. Bu aşamadan sonra sadece ruh sağlığımız etkilenmez, aynı zamanda karmaşık hale gelen bu duygular yoğun strese neden olarak fiziksel hastalıklara dönüşebilir. Felsefeciler erdemi “aşırılıklardan kaçınma” olarak tanımlar. Yani öfkesiz olmak değil, yerinde ve ölçülü öfkelenmek erdemdir. Bastırılan duygu, yok olmaz; yalnızca şekil değiştirir. Ve çoğu zaman daha ilkel, daha kontrolsüz bir biçimde geri döner. Böylece psikosomatik hastalıklar dediğimiz hastalıklar ortaya çıkar; önce ruh sağlığının bozulması gerçekleşir ve sonrasında bu bozulma yavaş yavaş bedeni etkileyerek bazı hastalıkları ortaya çıkarır. İfade edilemeyen öfke → pasif agresif davranışlara, ifade edilemeyen üzüntü → içe kapanmaya veya depresif belirtilere, ifade edilemeyen kaygı → bedensel yakınmalara dönüşebilir. Migren, gerilim tipi baş ağrıları, stresle yükselen tansiyon, kaygı ile artan çarpıntı, kalp hastalığı olmadan göğüs ağrısı ve göğsün sıkışması, stresle tetiklenen nefes darlığı ve astım krizleri, irritabl barsak sendromu, mide ekşimesi ve gastrit gibi sindirim sistemi hastalıkları, sebepsiz yere bulantı-kusma, strese bağlı reflü, egzema, ürtiker (kurdeşen), sebepsiz saç ve sakal dökülmeleri, sebepsiz göz seyirmeleri, göz kanamaları onlarca psikosomatik hastalıklardan bazılarıdır.
Bir sonraki yazımda, bağımlılığın temellerinin çocuklukta atılmasından ve bununla nasıl başedilebileceğinden bahsedeceğim.