PARAVAN

Abone Ol

Bir mekanı bölmek, gizlemek veya mahremiyet sağlamak için kullanılan katlanabilir ya da sabit bölmeye paravan diyoruz. Bu tanım sözcüğün gerçek, temel anlamını anlatır.

Bir sözcüğün gerçek anlamından tamamen uzaklaşarak kazandığı anlama ise mecaz anlam denir.

"Paravan şirket kurmuşlar." tümcesinde "paravan" sözcüğü mecaz anlamda kullanılmıştır.

"Paravan" sözcüğünü gerçek anlamıyla ilk kez doktora gittiğimizde duymuşuzdur çoğumuz.

"Paravanın arkasına geç, sırtını aç!"

Tiyatro sahnelerinde de çoğu zaman paravan kullanıldığını görürüz.

*

Çocukluğum, gençliğim köyde geçti. Her evin bir ahırı vardı. Özellikle büyükbaş hayvanların ahırda bıraktığı bok, iki, üç günde bir "temek" denilen delikten dışarı atılırdı. Dışarıdaki bu alana "bokluk" derdik. Kimi evlerin bokluğu, ayağını yola uzatırdı. Yanından gelip geçerdi köylü. "Önüne paravan çek!" denildiğini hiç duymadım. Hiç kimse oradaki yığıntıyı "bok" olarak görmezdi çünkü. Bu durum köy yaşamının olağan akışı içinde var olan bir gerçeklikti.

Her evin önünde "çöplük" de olurdu. Evsel atıklar, ocakta biriken kül çöplüğe dökülürdü. Her horoz, kendi çöplüğünde öterdi.

Güz mevsiminde bir de bakardık ki bokluk da boş, çöplük de! Ne var ne yok gübre olsun diye tarlalara, bahçelere taşınmış.

Bu yaşıma geldim, gördüklerimle bir yaşıma daha değdim. Bir gezegenden başka bir gezegene geçtim. Ünlü çocuk romanı kahramanı Küçük Prens oluverdim. Yeni gezegenimde paravanlarla tanıştım.

Paravanlar buralara gerçek, temel anlamında bir mekanı bölmek amacıyla konulmamış. Mahremiyet de söz konusu değil. Bir şeyleri gizlemek için konulmuş.

Gizlenmek istenen şey, yoksulluk!

Yoksulluk, yaşamın olağan akışına uygun bir olgu değil. Ülkeyi yönetenlerin tercihlerinin sonucu.

Bu yeni gezegenimde, uluslararası düzeyde bir büyük toplantıya ev sahipliği yapıldığı zamanlarda akla geliyormuş paravanlar. Görmelerini istemedikleri yoksulluk görüntüleri kapatılıyormuş onlarla.

Eliyle dokunan, gözüyle gören insanlara bu paravanların gerçek, temel anlamını anlatmak için göbeği çatlıyor yanlışı görenlerin.

Halkın yoksulluğu ile egemenlerin varsıllığı arasına konulan, mecaz anlam yüklediğimiz paravanları anlatmak için ise çatal yürekli olmak gerekiyor.

Üniversite hocaları,

Aydınlar,

Sanatçılar,

Sendika önderleri,

Parti liderleri aranıyor.

Bu insanlar, kürsülerde, miting alanlarında konuşturulmuyor, demir kapılar ardında tutuluyor.

Şiirlere yansıyor yaşananlar.

12 Eylül faşizminin yaşandığı bungun günlerde yazdığım, "İki Damla Gün Işığı" şiir kitabıma aldığım şiirimi okuyorum bir paravanın önünde.

---------

AYDIN

İki gözüm, gün ışığım!

Omuz verme karanlığa,

Oturma sofrasına namerdin,

Kararıp kalma kara gün gibi.

Geçme kapısından kötülüğün.

Zulmün sarayları olur,

Adaletin sarayı olmaz.

Aydınlık da sığmaz oralara,

Sen de sığmazsın.

Kolay gelmedin bugünlere;

Damla damla ter,

Damla damla ışık.

Korkuya kul olmasın bu halk,

Kırk yıl köle olsun da sana.

Bolluk, bereket getirsin

Tarlalara, fabrikalara aydınlığın.

--------

İyi de kime okuyorum? Issızlık çökmüş şehre. Suyu çekilmiş dereler gibi yollar. Evlerde pencerelerin arkasında meraklı insan gözleri. Soruya dönüşmeden sönüyor gözlerdeki merak ışığı.

Buluşların, gelişmelerin, değişimlerin temelinde "merak etmek" vardır.

Bilisiz (cahil) insanların merakı yangınlar çıkartır. Ormanlar tutuşturur, insan yakar.

Eğitimli, özgür insanların merakı uzayda gezdirir insanlığı.

Bu zamanda, bu çağda, bu paravanların neden konulduğunu sorgulamayan, gözünün önündeki paravanın arkasını merak etmeyen insan, insan mıdır?