Siyasette bazı kavramların gerçek anlamı, zor zamanlarda ortaya çıkar. Muhalefet de bunlardan biridir.
Muhalefet, iktidarın yaptığı her şeye “hayır” demek değildir. Ama iktidarın önüne koyduğu her düzenlemeye “evet” demek de değildir.
Asıl olan, doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilmektir.
Bir muhalefet partisi, iktidarın hazırladığı bir yasaya siyasi koşullar gerektiriyor diye destek vermek zorunda mıdır?
Elbette hayır.
Ancak bu, her yasaya karşı çıkmak anlamına da gelmez. Ölçü, kimin söylediği değil, ne söylediğidir. Türkiye’nin terör sorununu sona erdirmesi, yıllardır süren acıların geride bırakılması hepimizin ortak dileğidir.
Barıştan yana olmak bir siyasi görüşün değil, toplumun ortak hakkıdır. Fakat kalıcı barış yalnızca silahların susmasıyla kurulamaz.
Hukukla, adaletle ve eşit yurttaşlıkla kurulur. Bu nedenle bir yasa için sorulması gereken soru yalnızca “Barışa hizmet ediyor mu?” değildir.
Aynı zamanda: Hukuku güçlendiriyor mu?
Özgürlükleri güvence altına alıyor mu?
Demokratik denetimi artırıyor mu?
Muhalefetin sorumluluğu burada başlar. Muhalefet, iktidarın yedeği değildir. Ne var ki, ülkenin yararına olan bir düzenlemeye de sırf iktidar getirdi diye karşı çıkmaz.
Gerektiğinde iktidarla aynı yönde oy kullanabilir. Fakat neden “evet” dediğini topluma açıklayabilmelidir.
Zira siyasette güven, yalnızca verilen oyla değil, o oyun gerekçesiyle oluşur. Türkiye’nin gereksinimi, iktidar ile muhalefetin her konuda aynı düşünmesi değildir.
Gereksinimimiz olan, farklı düşüncelerin aynı hukuk düzeni içinde yarışabilmesidir. Demokrasi, herkesin aynı şeyi söylemesinin ötesinde farklı düşüncelerin özgürce söylenebilmesidir.
Bunun için muhalefetin kendi aklı, kendi iradesi ve kendi ilkeleri olmalıdır. Zira siyasetçinin gerçek sınavı, doğruyu söylemenin bedeli olduğu zamandır. Kolay zamanda herkes ilkeli olabilir.
Asıl konu, zor zamanda ilkesinden vazgeçmemektir.
Bugün Türkiye’nin barışa gereksinimi var.
Fakat barış kadar hukuka da gereksinimi var.
Silahların susması kadar, hukukun konuşmasına da gereksinimi var.
Zira korkuyla sağlanan sessizlik, barış değildir.
Kalıcı barış; insanların özgürce konuşabildiği, kendisini eşit yurttaş olarak gördüğü ve hakkını aradığında karşısında bağımsız bir hukuk bulabildiği düzende olasıdır.
Çerçeve Yasa tartışması yalnızca bir “evet” ya da “hayır” tartışması değildir. Asıl konu, Türkiye’nin nasıl bir hukuk ve demokrasi düzenine doğru ilerlediğidir.
Siyasette partiler değişir. Liderler değişir. İktidarlar değişir. Fakat ilkeler değişmemelidir. Zira siyasetin de bir omurgası vardır: İlke. İlkeler yoksa siyaset, günü kurtarma sanatıdır.
Oysa Türkiye’nin günü kurtaran siyasete değil, geleceği kuracak siyasetine gereksinimi vardır.
Soru basit: İktidarın yanında mısınız, doğrunun yanında mı?
Zira iktidarlar değişir. Fakat doğru, hep doğru olarak kalır.
Muhalefetin gerçek gücü de iktidara ne kadar karşı çıkmanın ötesinde, gerektiğinde iktidara rağmen doğru bildiğinin yanında durabildiğinde ortaya çıkar.
Muhalefet bu nedenle omurgalı olmalıdır.