KURTULUŞ SAVAŞI’NDAN RAHATSIZ OLANLAR

Abone Ol

Bir ulusun hafızasıyla kavga edenlerin en büyük özelliği şudur: Tarihi değiştirme olanağınız yok, ama kendinizi ele verirsiniz.

Son günlerde bazı çevreler artık “Kurtuluş Savaşı” ifadesinden bile rahatsız olmaya başladı. “Neyden kurtulduk?” diye soruyorlar. Aslında haklılar… Eğer işgal donanmalarını “misafir”, Sevr’i “diplomatik başarı”, Vahdettin’in İngiliz gemisine sığınışını da “devlet aklı” sanıyorsanız gerçekten ortada kurtulacak bir şey göremezsiniz.

Bir zamanlar “Keşke Yunan galip gelseydi” diyen bir zihniyet vardı. Bugün aynı anlayış farklı sözcükler kullanıyor. Fakat öz değişmiyor. Bu ulusun bağımsızlık mücadelesinden duyulan rahatsızlık.

Düşünün, İzmir işgal edilmiş, Anadolu’nun kasabaları yakılmış, insanlar katledilmiş. Şimdi yüz yıl sonra birileri çıkıp “Kurtuluş Savaşı demeyelim” diyor. O zaman ne diyelim? “Nazik İşgal Günleri” mi?

Belki yeni müfredatta şöyle yazarlarsa şaşırmam: “İşgal kuvvetleri Anadolu’ya kültürel değişim amacıyla gelmiş, dönüşte de birkaç şehri yanlışlıkla yakmıştır.”

İroni bir yere kadar… Zira mesele sözcük değil, zihniyet meselesidir.

I. Dünya Savaşı’nın sonunda ortada “koskoca Osmanlı” değil, ordusu dağıtılmış, limanları işgal edilmiş, maliyesi yabancıların eline geçmiş bir enkaz vardı. Mustafa Kemal’in Samsun’a çıktığında gördüğü manzara buydu. O yüzden “Ya istiklal ya ölüm” dedi. Çünkü ortada ya bağımsızlık vardı ya da yok oluş.

Bugün bazıları hâlâ Vahdettin’in İngiliz zırhlısına binişini savunmaya çalışıyor. Eğer devlet aklı buysa, Çanakkale’de askerler siper yerine pasaport kuyruğuna girerdi.

Acı olan şudur: Kurtuluş Savaşı’nı küçümseyenler, işgalin ne demek olduğunu hiç yaşamamış olmanın rahatlığıyla konuşuyor. Onların kapısına Yunan süngüsü dayanmadı. Onlar Manisa’nın küle döndüğü günleri görmedi. Dedeleri cephede “Vatan sağ olsun” diyerek toprağa düşmedi.

Üstelik bu savaş yalnızca işgalcilere karşı verilmedi. Sarayın teslimiyetine, Kuvayı Milliye’ye karşı kurulan Halifelik Ordusu’na, direnişi boğmaya çalışan fetvalara karşı da verildi. Cumhuriyet bu yüzden sadece bir yönetim değişikliği değil, aynı zamanda teslimiyet zihniyetine karşı kazanılmış bir zaferdir.

Tarihsel gerçektir ki, bu ulus Kurtuluş Savaşı’yla

  • Sevr’i yırttı.
  • Kapitülasyonları kaldırdı.
  • Düyun-u Umumiye zincirini kırdı.
  • Saltanatın vesayetinden kurtuldu.
  • Başı dik bir Cumhuriyet kurdu.

Bugün “Kurtuluş Savaşı” adından rahatsız olanlara sorulacak tek soru şudur: Siz hangi kurtuluştan rahatsızsınız?

İşgalden mi?

Sömürge olmaktan kurtulmaktan mı?

Saltanattan kurtulmaktan mı?

Yoksa ulusun kendi kaderine sahip çıkmasından mı?

Tarih bazen çok acımasızdır. Bir tarafta “Ya istiklal ya ölüm” diyerek cepheye koşanlar vardır. Diğer tarafta ise yüz yıl sonra hâlâ “Acaba işgal o kadar da kötü müydü?” diye mırıldananlar…

Unutulmasın ki: Kurtuluş Savaşı’ndan rahatsız olanlar, aslında bu ulusun bağımsızlığından rahatsız olanlardır. Zira bağımsızlık ve özgürlük, teslimiyeti alışkanlık haline getirmiş zihinlerin en büyük kâbusudur.