KÖY ENSTİTÜLÜ YAZARLARIN DİLİNDEN KÖY ENSTİTÜLERİ-3

Abone Ol

ALİ DÜNDAR

(1924-8 Kasım 2020)

Kayseri Pazarören Köy Enstitüsü (1)

Köy Enstitülü eğitimci yazarlarımızdan Ali DÜNDAR da ENSTİTÜLÜLER başlıklı yazısında bakın ne diyor:

Bu yazımı, karanlıktaki köylerine ışık götürmek için, bu toprağı vatanlaştırmak uğrunda; aç, çıplak denecek yaşam koşulları içinde yılmadan çalışan, öpülesi alınlarına kara sürülmek istenen, yurdun gerçek çocukları olan Köy Enstitüsü mezunu arkadaşlarıma sunuyorum.

ENSTİTÜLER

“Güneş her sabah beklenmedik bir ufuktan çavar, geceleri umulmadık yıldızlar peydahlanır idi gök kubbede. Soluksuz molasız gündüzlerin peşinden yorgun argın geceler gelir ve deliksiz uykular çekilir idi sabahlara dek.

Bu ne?-

-Rende.

-Bu?

-Mala.

-Şu?

-Destere.

-Ya o?

-Kitap.

-Ötekiler?

-Toprak ana ve makineler.

-Vay anasına… Rende, mala, kitap ve toprak ana ha?.. Dünya dönüyor dostlar… Evet dünya dönüyor idi… Yüzyıllar boyunca birbirine sırt dönmüş, çifte savurmuş olan KİTAP ve İŞ, barışıyor, kardeş, eş oluyor idi. Kitap konuşuyor, rende işliyor, bel savuruyor, çıkrık dönüyor, koyun meliyor idi… Gün 24 saat idi. 8 saat kitap ve iş, 8 saat Köroğlu, Karacaoğlan, Emrah, Beethoven, Itri, List, Fuzuli, Bach, İsmail Dede, Nedim ve 8 saatte deliksiz uyku idi.

Güneş her sabah beklenmedik bir ufuktan çavar idi. Bir davul tek tek vurur, bir akardion, bir mandolin, bir keman müjdeler idi günün başladığını. Sonra efeler, salınır girer meydana. Somalı’da şaha kalkar, Harmandalı’da diz vurur, Timurağa’da sıra dururlar idi. Nihayet efelerden biri ortaya atılır ünler idi:

-Dersliğe…

-İşliğe…

-Tarlaya…

Ve böylece başlar idi ebedi kavga.”

(Çorum Haber Gazetesi Bürosunda. 1998)

Soldan sağa: Muzaffer Gündoğar, Rahmetli İsmail Pamuk, Mehmet Yolyapar ve Rahmetli Ali Dündar.

OSMAN BOLULU

(1929-02 Ağustos 2017)

Samsun Ladik Akpınar Köy Enstitüsü(2)

Osman Bolulu’dan da bir anı aktarıyorum.

“Bir Cumhuriyet kızı var ki, omurgamdır.

O kız, Tokat Kız Enstitüsü’nü kuran Sıdıka Avar’ın öğrencisi. Eşimdi o benim. Ankara’dan Suluova’daki eşim Nermin’e telefonda soruyorum. “Senin mantoyu bana, benim pantolonu sana giydirecekler, ne yapayım?” Yanıt: “Ben terzilik yapar, çocuklara bakarım. Gözün kesiyorsa hiç kimseye boyun eğme!”

Yiğitti Güzelim.

Milli Eğitim Müdürü, beni ezmek istiyor. Çalışkanlığımız, dürüstlüğümüz nedeniyle vali beni koruyor O zat-ı muhteremle kavgalı olarak askere gitmiştim. Yedek Subay Okulundan izine çıktığımda öğrendim. Nermin, bir iş için Milli Eğitim Müdürü’ne çıkmış. Müdür  ‘sen sen’ diye hitap edince kendisine:

“Bana sen diyemezsin. Ya hocanım ya da hanımefendi diyeceksiniz.

“O azılı herife mi güveniyorsunuz?”

“Kim o azılı herif?”

“Burnunun doğrusuna giden kocan...”

“Ne demek istiyorsun?”

“İstersem seni dağ başına sürerim.”

“O erkek aslansa, ben de dişi aslanım. Elinden geleni yapmazsan namertsin!”

Çat kapı çıkıyor Nermin.

Nermin, benim ilk mayamı katkılayarak tekne tekne yaşam ekmeği pişirdi. Doyurdu bizi dersem, abartı olmaz.

Böyle dayanaklarım olmasaydı dik kalabilir miydim?”

(Devrek Baston ve Kültür Şenliğinde.04.07.1992)

Soldan sağa: Rahmetli Osman Bolulu, Muzaffer Gündoğar, Mehmet Yaşar Bilen, rahmetli İlhan Karaman.

(SÜRECEK)