KÖPRÜYÜ BOYADIK, AYNAYI UNUTTUK

Abone Ol

Bazı olaylar vardır, haber bültenlerinde birkaç dakika yer bulur, ertesi gün unutulur. Bir de bazı görüntüler vardır ki hafızaya yerleşir. Zira onlar yalnızca bir olayı değil, bir toplumun kendine nasıl baktığını anlatır.

Son günlerde peş peşe gelen üç görüntü böyleydi.

Boğaz Köprüsü, misafirin bayrağının renklerine büründü.

Beş Liralık hatıra parası, bu Cumhuriyet'in kurucusunun silueti olmadan tedavüle çıktı.

O misafir, bu ülkenin tarihine açılan en anlamlı kapılardan biri olan Anıtkabir'e uğramadan ayrıldı.

Belki her birinin ayrı ayrı açıklaması yapılabilir. Diplomasi denir, protokol denir, uluslararası ilişkiler denir. Bunların hepsi konuşulur. Fakat bazen mesele açıklamalarda değil, geriye kalan fotoğraftadır.

İşte o fotoğrafa bakınca hep aklıma aynı soru geliyor.

Acaba biz, başkalarının bizi nasıl gördüğüne fazlasıyla odaklanırken, kendimizi nasıl gördüğümüzü ihmal mi ediyoruz?

Zira ayna, yalnızca yüzü göstermez.

Hafızayı da gösterir.

İnsan aynaya baktığında yalnızca saçını düzeltmez; kendisiyle de yüzleşir. Milletler için de böyledir. Onların aynası, tarihleri, ortak hafızaları ve kurucu değerleridir.

Köprüler elbette ışıklandırılır.

Şehirler misafirlerini en güzel şekilde ağırlar.

Devletler diplomatik nezaket gösterir.

Bunların hiçbirine itirazımız yok.

Fakat misafire gösterilen özen, insanın kendi evine gösterdiği saygının önüne geçtiğinde, işte orada küçük bir sessizlik başlıyor.

O sessizlik önce duvarlarda hissediliyor.

Sonra sözcüklerde.

Daha sonra da aynada...

Belki de bu yüzden, asıl konu köprünün hangi renge büründüğü değildir.

Asıl konu, biz o ışıklara bakarken aynayı nereye koyduğumuzdur.

Zira her evin bir başköşesi vardır.

Bizim başköşemizin adı Anıtkabir'dir.

Orası yalnızca bir anıt değil, bağımsızlık iradesinin, Cumhuriyet'in ve ortak hafızamızın simgesidir. Bir yabancı devlet başkanının orayı ziyaret edip etmemesi kendi tercihidir. Fakat bizim için önemli olan, o başköşenin değerini başkalarının davranışına göre değil, kendi vicdanımıza göre belirleyebilmektir.

Bir milletin saygınlığı, yalnızca yabancıların ona gösterdiği ilgiden doğmaz.

Zira bir millet, önce kendi değerlerine sahip çıktığı ölçüde güçlü görünür.

Çünkü insan da millet de önce kendine duyduğu saygı kadar güçlüdür.

Köprüler yeniden boyanır.

Hatıra paraları yeniden basılır.

Zirveler biter, konuklar ülkelerine döner.

Takvim yaprakları değişir.

Fakat insanın kendi aynasıyla kurduğu ilişki kolay kolay değişmez.

Ayna kırılmaz belki...

Yalnızca uzun süre bakılmadığında sessizleşir.

İşte o sessizlikten çekinmek gerekir.

Tarih, başkalarının bize nasıl baktığını değil, bizim kendimize nasıl baktığımızı yazacaktır.