Çünkü bazı toprakların değeri, üzerinde kaç kişinin yaşadığıyla değil; hangi kapıları açıp hangi kapıları kapattığıyla ölçülür. Kıbrıs da böyledir. Doğu Akdeniz'in ortasında duran bir kara parçası değil; Türkiye'nin güvenlik kuşağının en önemli halkası, Mavi Vatan'ın kilidi, bölgesel dengelerin merkezidir.
Bu yüzden Kıbrıs meselesi hiçbir zaman sadece Kıbrıs meselesi olmamıştır.
Bugün Doğu Akdeniz'de yaşanan her gelişme, adanın neden yüz elli yılı aşkın süredir büyük devletlerin hesaplarının tam ortasında bulunduğunu bir kez daha gösteriyor.
Osmanlı Devleti, 1571'de fethettiği Kıbrıs'ı üç yüzyıldan fazla elinde tuttu. Ne var ki 1878'de "geçici" denilerek İngiltere'ye bırakılan ada, bir daha geri dönmedi. Tarih bize acı bir gerçeği defalarca anımsatmıştır. Devletler hukukunda “emanet” diye bir kavram vardır. Uluslararası siyaset genelde güç odaklıdır. Gücünüz zayıflarsa emanetler de geri dönmez.
Aradan yıllar geçti. 1960'ta kurulan ortaklık devleti, Rum tarafının Enosis hayali karşısında kısa sürede işlevsiz kaldı. Ardından gelen katliamlar, baskılar ve 15 Temmuz 1974'te Yunan cuntasının desteklediği Enosis darbesi, adayı topyekûn bir felaketin eşiğine sürükledi.
Türkiye'nin Barış Harekâtı, yalnızca Kıbrıs Türkünü korumak için değildi. Aynı zamanda Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin kıyıya hapsedilmesini önleyen stratejik bir hamleydi.
Şimdi geriye dönüp baktığımızda bunun değeri daha iyi anlaşılıyor. Zira dünya değişti, yöntemler değişti, hedefler değişmedi. Eskiden savaş gemileri gelirdi. Bugün üs anlaşmaları geliyor.
Eskiden işgal orduları konuşulurdu. Şimdi savunma iş birlikleri, enerji projeleri ve güvenlik ortaklıkları konuşuluyor.
İsimler değişiyor, yöntemler değişiyor; fakat jeopolitiğin değişmeyen kuralları yerinde duruyor. Bugün Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin etrafına bakınız. Amerika Birleşik Devletleri... İngiltere... Fransa... İsrail...
Enerji şirketleri, Askerî üsler, Radar Sistemleri, ortak tatbikatlar, Silah anlaşmaları. Bir satranç tahtasında taşlar sessizce yerlerine yerleşiyor.
Bütün bunların hepsinin aynı fotoğrafın parçaları olduğu görülebiliyor. Zira strateji ayrıntılarda değil, bütünde okunur.
Türkiye son yıllarda Mavi Vatan anlayışıyla Doğu Akdeniz'de önemli adımlar attı. Sondaj gemileri yalnızca enerji arayan gemiler değildir. Türkiye'nin denizlerdeki egemenlik iradesinin sembolüydü.
Denizlerde yalnızca doğalgaz aranmaz. Devlet iradesi de aranır. Siz çekilirseniz boşluğu başkaları doldurur. Uluslararası ilişkiler boşluk kabul etmez.
Bugün insanı düşündüren başka bir tablo daha var. Türk Devletleri Teşkilatı'nın üyesi olan bazı kardeş ülkelerin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ne büyükelçi ataması, diplomatik açıdan sıradan bir gelişme değildir. Oysa devletler söyledikleriyle değil, attıkları imzalarla anılır.
Dostluklar elbette değerlidir. Fakat uluslararası ilişkilerde dostluk kadar çıkarlar belirleyicidir. Türkiye'nin kendi millî çıkarlarını önceleyen, uzun soluklu ve kararlı bir devlet politikası izlemesi her zamankinden daha büyük önem taşıyor. Zira Kıbrıs meselesi günlük siyasetin konusu değildir.
Hükûmetler değişebilir. Siyasi kadrolar değişebilir. Dünya dengeleri değişebilir. Oysa devletlerin jeopolitiği kolay kolay değişmez. Kıbrıs'ın önemini anlamak için haritaya yukarıdan bakmak yeterlidir.
Adanın kaybedeceği her stratejik değer, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki devinim alanını daraltacaktır. Doğu Akdeniz daralırsa Mavi Vatan daralır.
Enerji güvenliğinden ticaret yollarına, savunmadan dış politikaya kadar uzanan geniş bir alan bundan etkilenecektir. Bu nedenle Kıbrıs, üzerinde pazarlık yapılacak sıradan bir coğrafya değildir. O, Türkiye'nin denizlere açılan kapısının anahtarıdır.
Anahtar kaybedilirse kapı yerinde durur fakat açma olasılığı yoktur.
Tarih, bazen bir kurşunla değil, küçük tavizlerle yön değiştirir.
Bir gün verilen küçük bir ödün, yıllar sonra büyük bir stratejik kayba dönüşebilir.
Yarını öngörerek doğru planlamak, devletlerin geçmişten ders çıkarıp gelecekte ayakta kalmasını sağlar. Kıbrıs'ın gerçek hikâyesi burada başlıyor.
Mesele bir adaya sahip olmak değildir. Mesele, o adanın temsil ettiği bağımsızlık iradesini, jeopolitik dengeyi ve millî güvenliği koruyabilmektir.
Unutmayalım ki: Bazı anahtarlar yalnızca bir kapıyı açmaz. Bir ülkenin geleceğini de açar.
Ve o anahtar kaybedildiğinde, kapanan yalnızca bir kapı değil; bir ulusun kaderidir.