KANAATİN CÜBBE GİYDİĞİ YER

Abone Ol

Gerçek yargı olmadan adalet düzelir mi?

Yapısı çürümüş bir binada, yalnızca perdeleri değiştirerek deprem beklenir mi?

Kimi duruşmalar, terazisini unutmuş bir saat gibi; zamanı değil, sahibinin nabzını ölçüyor.

2017 referandumu ile bu düzeni kuran sistem hiç aynaya bakmadan, halktan yüzünü yıkamasını istiyor.

Bir zamanlar “Siyasi ahlak ve etik yasası çıkarsa il ve ilçelerde görev alacak adam bulamayız” diyen iktidar, aslında kendi itirafnamesini kürsüden yüksek sesle okumuştu.

Demek ki mesele memlekete hizmet değil; koltukların çevresinde dolaşan gölgeleri kaybetme korkusuymuş.

İşin ironisi şu:

Adalet, hüküm vermeden muhalefeti mahkûm ediyor;

Muhalefetin içindeki küçük mahkemeler ise daha kürsü kurulmadan kendi arkadaşlarını düşüncelerinden asıyor.

Ana muhalefetin dününü temsil eden eski lider ise sanki siyasi enkazın başında nöbet tutuyor.

Mahkemeden çıkacak bir “mutlak butlan” kararını, sandıktan çıkacak halk iradesinden daha umut verici görüyor.

Adeta; “iktidar partiyi ilhak etsin, ben de mahkeme koridorundan yeniden genel başkanlığa döneyim” beklentisiyle, siyaseti milletin meydanından alıp hukuk labirentine taşıyor.

Ülke siyaseti artık bulanık bir nehre dönmüş durumda.

Her dönem yaşanan kitlenmeler yetmezmiş gibi, iktidar da yargı ve yürütmenin ağırlığını kullanarak muhalefeti kendi gölgesine çekmenin hesabını yapıyor.

Baskın bir seçimle birkaç yılı daha garanti altına alma, mevcut liderliğin siyasi ömrünü uzatma telaşı; memleketin gündemini devlet aklından çok satranç hamlesine çevirmiş durumda.

Fakat sorun şu ki;

Bu çamurlu suyu temizlemek yerine herkes eline bir kürek daha çamur alıp nehre boşaltıyor.

Hakikat dipte taş gibi duruyor ama suyu bulandıranlar, bulanıklığı derinlik sanıyor.

Bu ülkede artık fikirler tartılmıyor;

Kim söyledi diye mühür vuruluyor.

Hakikat mahkeme kapısında sessizce beklerken, kanaat çoktan cübbe giymiş oluyor.