Ekonomik durumun kötüleşmesi, döviz kurunun sürekli artması, yaşam pahalılığı, kadınlara yönelik sonu ölümle biten baskı ve şiddet, Molla rejiminin getirdiği gerginlik bir patlamaya dönüştü; halkın büyük protestolarına neden oldu, gösterilere esnafın da kepenk kapatmasıyla büyük bir isyana dönüştü. İsyan giderek büyüyor, yaklaşık 20 gündür devam eden iç karışıklıklarda son dakikaya kadar içlerinde güvenlik güçlerinin de bulunduğu 2600 kişinin yaşamını yitirdiği haberleri geliyor.
İlk günlerde göstericilere müdahale olmadı ancak isyanın büyümesi üzerine güvenlik güçleri ile göstericiler arasında yer yer çatışmalar görüldü, göstericiler üzerine ateş açıldı.
Ekonomik taleplerle başlayan gösterilere İran Dini lideri Ali Hamaney gösterilerin meşru olduğunu açıkladı 3 Ocak’ta.
Gösterilerin baskıcı rejim karşıtlığına dönüşmesi üzerine Hamaney, "Protesto edenle konuşuruz fakat kaos çıkaranla konuşmanın bir anlamı yok. Kargaşa çıkaranlara hadleri bildirilmelidir." diye konuştu. 9 Ocak’taki konuşmasında ise daha sert bir tavır aldı ve kargaşalığın nedenini dış güçlere bağlayarak "yabancı güçler tarafından desteklenen ajanlara müsamaha göstermeyeceğini" ifade etti. "Herkes bilmelidir ki İslam Cumhuriyeti yüz binlerce şerefli insanın kanıyla iktidara geldi, sabotajcıların karşısında geri adım atmayacaktır." açıklamasında bulundu.
İran halklarının haklı taleplerle sokağa dökülmesi, gösterilerde kamu kuruluşlarının basılarak ateşe verilmesi üzerine, isyana masum talepler dışında müdahalelerin olduğu gerçeği ortaya çıktı.
2025 Haziranında 10 gün süren ABD destekli İsrail - İran savaşında İsrail’e süpersonik füze yağdıran Molla rejimini yıkamayacağını kavrayan İsrail ile ateşkes ilan edildi, çatışmalara ara verildi. Savaş hali devam ediyor.
Bugünkü durumda, öyle anlaşılıyor ki, İsrail ve Amerikan gizli servisleri de boş durmuyor, göstericiler arasına girerek yangına körükle gidiyor, kargaşayı büyüterek müdahaleye zemin hazırlıyor. İç karışıklıkla büyük ölçüde meşgul olacak bir İran fiili saldırıya açık olacaktır, yeni bir ABD-İSRAİL saldırısında kolaylık sağlayacaktır.
Bu durumun ayırdında olan Molla rejimi halkın meşru taleplerini arka plana atarak “dış güçler” odağına sığındı. Halkın meşru taleplerinin genişlemesi ve rejim karşıtı gösterilere dönüşmesinin önemini perdelemek amacıyla rejimin “dış güçler” bahanesine sığınmasının altında yatan neden ulusal birliğin sağlanması ve olası ABD saldırısını topyekun karşılamak olarak ortaya çıkıyor.
ABD Başkanı Donald Trump, İran'daki protestolara ilişkin olarak 2 Ocak'ta, "Eğer İran, her zaman yaptığı gibi barışçıl göstericileri vurur ve öldürürse, ABD onların yardımına koşacaktır." Açıklamasını yaptı. Trump benzer bir açıklamayı 4 Ocak'ta yineledi "Eğer protestocuları öldürürlerse, İran, ABD tarafından sert bir darbe yiyecektir. Biz İran'daki gelişmeleri izliyor ve yakından takip ediyoruz." değerlendirmesinde bulundu. Bu peş peşe açıklamalar üzerine Batı devletleri İran’daki büyükelçiliklerini kapattı ve yurttaşlarının İran’ı terk etmesini istedi.
İran yönetimi, ülkeye askeri saldırı durumunda bölgedeki ABD üsleri ve gemilerinin meşru hedef olacağını duyurdu. Bölgemizi yeni bir savaş ve kan gölü bekliyor. Giderek yoğunlaşan ABD baskıları fiili saldırıya dönüşmek üzere.
Venezuela saldırısında Maduro ve eşini esir alan Amerikan emperyalizmi hiçbir uluslararası anlaşmaya uymuyor, BM sözleşmelerini yok sayıyor, "terörist devlet” yapısını koruyor. Her girdiği ülkeyi soyup soğana çevirmeden terk etmez, güçlü bir halk direnişi gerçekleşmezse.
1925 – 1941 yılları arasında İran Rıza Şah Pehlevi tarafında yönetildi, bu tarihten sonra İran’ı oğlu Muhammet Rıza Pehlevi’ye devretti. Oğul Pehlevi iktidarı sırasında başbakan seçilen Muhammed Musaddık İran petrollerini devletleştirince emperyalist ülkelerin hedefi haline geldi ve 3 yıl sonra bir darbeyle başbakanlıktan alındı. Bu aşamadan sonra İran gizli örgütü SAVAK’ın gölgesinde faşist yöntemlerle yönetilmeye başlandı. Bu baskıların sonucunda farklı halk kitleleri protestoları yükseltti ve Mollalarla Marksist TUDEH partisi bir anlaşmaya vararak Paris’te sürgünde olan dini lider Humeyni İran’a döndü. Pehlevilerden kurtulduklarına sevinen kitleler Molla rejiminin Pehlevilerden daha beter olduğunu Marksist TUDEH üyelerinin vinçlerle asıldığı gün anladı. Marksistler demokratik bir ülke düşlerken ortak hareket ettikleri Mollaların ihaneti ile karşılaştı ve TUDEH üyeleri yasadışı ilan edildi. 1980’lerde on binlerce komünist yok edilerek İslamcı faşist rejim iktidarını perçinledi.
Ülkede sol muhalefeti büyük ölçüde biçen Mollalar baskıları arttırarak yönetimi daha da çekilmez bir ortama sürükledi. Özellikle kadın hakları, ekonomi, sosyal talepler görmezden gelindi, Masa Amini gibi kararlı duruş sergileyen öncüler katledilerek baskı sürdürüldü, protestolar büyük kitle patlamalarına dönüştü.
Batılı emperyalist ülkelerin ekonomik ambargoları ile de sıkışan mollalar ülkeyi yönetemez durumda. Bu yönetim boşluğunu fırsat olarak gören ABD Başkanı Trump tehdit üzerine tehdit savuruyor, her an İran’a saldırması bekleniyor.
İran halkları açısında değerlendirildiğinde “ne mollalar, ne işgal” , “bağımsız, özgür İran halk Cumhuriyeti” doğru seçenek olarak ortaya çıkıyor.
Ülkemizin doğusunda sorunsuz, bağımsız, laik, cumhuriyetçi bir İran bizim güvenliğimiz için de önemlidir.