İRAN…

Abone Ol

İran’ın nükleer programıyla ilgili müzakereler 26 Şubat 2026 günü sona ermişti.

Görüşmelerin arkasından yapılan açıklamada, “ilerleme kaydedildiği, tarafların ülkelerinde değerlendirme yaptıktan sonra Viyana’da teknik seviyedeki görüşmelere devam edileceğisöylenmişti.

Ve bu oluşum, 27 Şubat Cuma günü haber ajansları tarafından da duyurulmuştu. Ama bir gün sonra ABD ve İsrail füzeleriyle İran’a saldırıldı.

ABD ve İsrail'in Cumartesi sabah saatlerinde başlattığı operasyonda, ülkenin Dini lideri Ayetullah Hamaney, İran Genelkurmay Başkanı, Devrim Muhafızları Ordusu Genel Komutanı gibi önemli isimlerle birlikte eski Cumhurbaşkanı Ahmedinecat yaşamını yitirdi.

Ve bugün 10 gündür devam eden bu saldırılar için gösterilen gerekçe, yine nükleer silah iddiası oldu.

Nitekim ABD Başkanı Trump, İran'a yönelik İsrail ile düzenledikleri saldırıları savunarak, “Bunu yapmasaydık, iki hafta içinde nükleer silaha sahip olacaklardı dedi.

Oysaki Trump, 2025’in Haziran ayındaki saldırılardan sonra İran’ın nükleer tesisleri “tamamen ve tamamen yok edildi” demişti.

Uluslararası hukuki çerçeveden bakıldığında ise İran, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması'nı (NPT) imzalamış ve bu anlaşmanın tarafı olmuştu.

Ama İsrail, bu anlaşmayı imzalamayı reddetmişti.

Ve yine İran, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) düzenli denetimlerine tabi olmayı kabul etmişti.

Ama İsrail, bu tür bir denetimi de reddetmişti.

Nükleer silah sahipliğinde ise İran'ın kanıtlanmış bir nükleer silahı bulunmadığı, ama İsrail'in, uluslararası güvenlik uzmanlarının göre, 75 ile 400 arasında nükleer başlığa sahip olduğu kabul edilmiştir.

Yani ABD-İsrail cephesinin savaş için “nükleer” gerekçesi, asla inandırıcı değildir.

Bir başka bakış açısıyla da savaşı, yalnızca İran’da rejim değişikliği başlığına indirgemek, emperyal gücün asıl amacını görünmez kılmaktır.

***

Peki, ABD için İran neden önemlidir?

İran, coğrafi konumu, zengin doğal kaynakları ve stratejik önemi nedeniyle tarih boyunca büyük güçlerin nüfuz mücadelesi alanı olmuştur.

Soğuk Savaş döneminde ise İran, petrolü millileştiren Musaddık’ın 1953’te ABD ve İngilizler tarafından devrilmesiyle Sovyetler Birliği'ni çevreleme politikasında, kilit bir müttefik haline getirilmişti.

Ama 1979 İslam Devrimi ile Batı karşıtı bir eksene kaymıştı.

İşte bu değişim, ABD ile İran arasında uzun süreli bir gerilimin başlangıcı olmuş ve bölgedeki güç dengelerini kökten değiştirmiştir.

Elbette bugün Batı’nın, özellikle de ABD’nin gözünde İran'ı, bölgenin önemli gücü olarak gösteren üç önemli etken vardır.

Birincisi, dünya petrol ticaretinin yaklaşık %20-30'unun geçtiği Jeostratejik bir konumu olan Hürmüz Boğazı’dır.

İkincisi, Lübnan'da Hizbullah, Yemen'de Husiler, Irak ve Suriye'deki milis güçlerle oluşturduğu bir direniş ekseninin varlığıdır.

Üçüncüsü ise devasa petrol ve doğalgaz rezervlerinin yanında, 2500 yıllık kesintisiz devlet geleneğiyle, Ortadoğu'da cetvelle çizilerek oluşturulmuş “yapay” devletler gibi olmayan önemli güç merkezlerinden biri oluşudur.

***

İşte bu nedenlerle diyebiliriz ki:

ABD ve İsrail’in Ortadoğu politikasında bugün İran’da yaşatılmak istenen, Arap Baharı olarak adlandırılan 2010'lu yılların başındaki ayaklanmaların ve siyasi dönüşümlerin bir nevi devamı niteliğindedir.

Çünkü Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinde köklü değişikliklere yol açan Arap Baharı, birçok devletin zayıflamasına, iç savaşlara sürüklenmesine ve merkezi otoritenin kaybedilmesine, ardından da bölgesel güç dengelerinin yeniden şekillenmesine neden olmuştur.

Ve yine Arap Baharı, İsrail'in çevresindeki devletlerin zayıflaması hatta çökmesi ile de İsrail için stratejik fırsatlar yaratmıştır.

Suriye’de, Irak’ta, Lübnan’da, Yemen’de, Filistin’de, Gazze’de olduğu gibi

Bugün ise stratejik fırsattaki hedef, en büyük düşmanı olarak gördüğü İran’a yönelik olmuştur.

Ve de Amerika’nın, İran petrollerine sahip olmak ve Asya’daki yeni oluşumlara ‘dur’ demek istediği politikasıyla da örtüşen bir stratejik fırsat olmuştur.

Ama Amerika’nın İsrail’le birlikte İran’a açtığı bu savaşın, giderek tüm bölgeye yayılan bir görüntüsü vardır bugün.

***

Aslında İran üzerinden tüm bölgenin teslim alınmak istendiği bir görüntü oluşmuştur.

Ve de ne yazık ki, nerede duracağı belli olmayan bu savaş, tüm dünya tarafından film seyreder gibi seyredilmektedir.

İşte 193 üyeli Birleşmiş Milletler (BM) seyretmektedir

İşte 57 üyeli İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) seyretmektedir

Yazıklar olsun!!!