Hititlerin Gölgesinde Suskunluk: Çorum’da Değişim Neden Hâlâ Zor?

Abone Ol

Bir Çorum sabahını düşünün.
Saat Kulesi’nin çevresinde aynı yüzlerle selamlaşırsınız. Çarşıda, cami avlusunda, bayramda, düğünde…
Bu şehirde insanlar sadece yan yana yaşamaz; birbirinin geçmişini de taşır.

Burası Hititlere başkentlik yapmış, Kadeş’te insanlığın ilk barış metnini dünyaya bırakmış bir coğrafya. Ama ironiktir; barışın bu kadar eski olduğu bir yerde, suskunluk çok daha yenidir.

Bu şehir bir zamanlar Anadolu’nun en hızlı gelişen şehirlerinden biriydi. Sanayi hareketlenmiş, ticaret canlanmış, umut büyümüştü.

Sonra 1980’e giden süreçte yaşanan bir siyasi cinayet ve ardından patlak veren olaylar, şehrin rotasını değiştirdi. Toplumsal gerilim bir anda mezhep ayrımına sıkıştı. Mahalleler ayrıştı, insanlar kelimelerini tartarak konuşur oldu.

İdeolojik ...izm sloganları ekseninde sertleşen propaganda dilinin büyüttüğü şey siyaset değil, ötekileşmeydi. Olan, aktörlere değil, şehrin hafızasına oldu. Şehir, gürültülü bir çatışmanın ardından derin bir sessizliğe gömüldü.

O günden sonra bu şehir, sadece geçmişini değil, cümlelerini de sakınarak yaşamaya başladı.

Bugün hâlâ birçok insan bir söz söylerken durur. Yanlış anlaşılmaktan değil; yeniden yaralamaktan korkar.

Küçük şehirlerde denenmemiş olan her şey risktir.

Risk ise kırılgan ekonomilerde lükstür.

Çorum’da “eski” yalnızca alışkanlık değildir; güvende kalma yöntemidir. Değişim talebi çoğu zaman ideolojik değil, varoluşsal bir tehdit gibi algılanır. Çünkü bu şehir bedel ödemiştir. Ve bedel ödeyen şehirler, hızlı konuşmaz.

PEKİ DEĞİŞİM HİÇ Mİ OLMAZ?

Olur. Ama bağırarak değil.

Çorum’da değişim bugüne kadar çoğu zaman dışarıdan geldi.
Göçle, tayinle, dönüşle… Bazen de ayrıştırmayı körükleyen provokasyonlarla.

Ankara’ya, İstanbul’a giden gençler geri döndüğünde başka bir dil getirir. Bir öğretmen gelir, bir doktor gelir, bir kaymakam…

“Bizden değil” denilen bu insanlar, arıların bal yapmak için polen taşıması gibi, farkında olmadan yenilik ihtimalleri taşır.

Bir gelin gelir İzmir’den, Almanya’dan...
Mutfak değişir, çocuk yetiştirme biçimi değişir, sohbetin tonu değişir.

Para da değiştirir. Organize sanayi, ihracat, yeni pazarlar…
İnsan ideolojisinden önce geçim refleksiyle dönüşür.

Ve artık değişim ekrandan da geliyor.
Hattuşa’nın taşları kadar eski bir şehirde, dünya artık avuç içindedir.

YENİ BİR EŞİK MÜMKÜN MÜ?

Belki.

Belki bir havaalanıyla…
Belki trenlerin katar katar vagonlarında gelip gidenlerle…
Belki Hitit uygarlığının eserleri arasında rahatça konaklanabilen, ulaşımı kolay bir Çorum’la…

Belki bu şehir, tarihini sadece taşıyan değil; anlatabilen bir yere dönüşür. Travmasını inkâr etmeden ama ona teslim de olmadan…

TEMSİL, SUSKUNLUK VE İZLEYİCİ DEMOKRASİSİ

Bu topraklar barışı yazmış ama bedelini de görmüş bir hafızaya sahiptir.
1980 travması, iç barışla mı gömüldü; yoksa darbenin gölgesinde mi susturuldu, hâlâ belirsizdir.

Belki Kadeş’ten ilham alan bir kardeşlik sözleşmesi kurulabilseydi; bu şehir kutuplaşmaları çoktan aşar, 80 öncesindeki dinamizmine yeniden kavuşurdu. Belki de kendi geleceğinin seyircisi olmazdı.

Çünkü bugün birçok insan şunu hissediyor: Seçilmişler, senin bir il olarak ne düşündüğünü gerçekten umursamıyor.

Demokrasinin vaadi basitti: Oy verirsin, seni temsil eden senin çıkarını korur. Peki oldu mu?
Nadiren. Kısa anlarda. Bireysel istisnalarla…

Bugün temsil yerini imaja bıraktı.
Siyaset, yurttaşı özne olmaktan çıkarıp izleyiciye dönüştürdü.
Kararları çoğunluk değil, ekonomik ve sembolik gücü elinde tutan azınlıklar belirliyor.

Partiler, toplumla devlet arasında köprü olmak yerine yöneten aygıtlara dönüştü. Gençleri yetiştirmek yerine seçim zamanı hatırlıyor.

18. yüzyılın temsil araçlarıyla 21. yüzyılın sorunları çözülmeyince, gençler başka arayışlara yöneliyor.

Ve tehlikeli cümleler dolaşıma giriyor:
“Güçlü lider her şeyi çözer.”
“Otorite iyidir.”

Oysa araştırmalar gösteriyor ki insanlar demokrasiden vazgeçmiyor; daha iyi işleyenini istiyor. Katılımcı bütçeler, yurttaş meclisleri, müzakereci demokrasi deneyleri artık ütopya değil, zorunluluk.

SON SÖZ

Çorum’da değişim “biz yaptık oldu” ile olmaz.
Tepeden bakarak, küçümseyerek hiç olmaz.

Bu şehir, zorlandığında değil; kendini güvende hissettiğinde değişir.
O yüzden acele etmez. Gürültüyü sevmez. Değişimi bağırarak değil, sessizce kabul eder.

Bazen bir özentiyle… Bazen içten içe büyüyen bir itirazla…

Not: Bu yazıyı okurken “Ama bizim Çorum öyle değil” diye düşünüyorsanız, değişim zaten başlamıştır. Hissettirmeden, zorlamadan, sindire sindire…

Çorum’da dönüşüm hep böyle olur.