HER KANALDA SUÇ VAR, SAVUNMA YOK

Abone Ol

Önceleri televizyonu açınca haber izlerdik.
Şimdi kanaat izliyoruz.

Henüz mahkeme karar vermemiş fakat ekranlar çoktan hükmünü açıklamış oluyor.
Savcı konuşmadan yorumcu konuşuyor.
Dosya açılmadan manşetler kapanıyor.

Günün ortak tümcesi hazır: “Şov yapıyor.”

Ülkemizde artık savunma yapmak bile performans sanatına dönüştürüldü.
Konuşursan şov, susarsan itiraf oluyor.

Büyük kolaylık.

Yaklaşık bir yıldır televizyon kanalları olağanüstü bir başarıya imza atıyor.
Aynı haberi yüz farklı programda anlatma başarısı!

Detay mı?

Gerek yok.

Kanıt mı?

Reytingler düşer.

Savunma mı?

O zaten riskli içerik.

Zira savunma izleyicide tehlikeli bir duygu yaratabilir: düşünmek gibi.

Oysa düşünmek televizyon için sakıncalıdır.
Düşünen izleyici kanal değiştirir, sorgular, hatta bazen inanmayabilir.

Bu nedenle en iyisi tekrar etmek.

Suçlama tekrar edilir.
Yorum tekrar edilir.
Şüphe tekrar edilir.

Gerçek mi?

O genellikle reklam arasına denk geliyor.

Geçmişte gazetecilik diye bir meslek vardı. Soru sorardı.

Şimdi gazetecilik yanıt dağıtıyor.

Ekrana çıkan herkes aynı dosyayı okumuş gibi konuşuyor ama kimse dosyanın kendisini göstermiyor.
Savcı ne diyor bilmiyoruz.
Kanıt nedir bilmiyoruz.
Savunma ne anlatıyor bilmiyoruz.

Fakat herkes emin. Algı tamam.

Bu kadar emin olabilmek için ya gerçeği bilmek gerekir…
ya da gerçeğe gereksinim duymamak.

Adalet Bakanı diyor ki:

“Mahkemeler siyaset arenası değildir.”

Aslında çok doğru söylüyor.

Oysa memlekette siyaset o kadar büyüdü ki artık alan bulamıyor.
Meydanlara sığmıyor, haliyle ekranlara taşıyor.
Ekranlara da sığmayıp, mahkeme koridorlarına postu seriyor.

Sonra da şaşırıyoruz:

“Neden davalar siyasallaşıyor?”

Çünkü dava başlamadan tartışması başlıyor.
Karardan önce hüküm veriliyor.
Hakimden önce yorumcu konuşuyor.

Mahkeme bazen sadece gecikmiş bir televizyon programı gibi kalıyor.

Bugün ülkede ilginç bir medya düzeni var.

Kanallar farklı, tümceler aynı.
Sunucular farklı, ton aynı.
Tartışmalar farklı görünüyor ama sonuç önceden yazılmış.

Sanki sabah erken saatlerde görünmez bir servis geçiyor:

“Bugünün ortak kanaati budur.”

Herkes görevini yapıyor.

Birisi kızıyor.
Birisi analiz ediyor.
Birisi ciddi yüz takınıyor.

Fakat hiç kimse basit bir şeyi yapmıyor:

Dinlemek.

Çünkü savunmayı dinlemek risklidir.
İnsanın fikrini değiştirebilir.

Oysa amaç gerçeği bulmak değil, fikri bir yere kilitlemek.

İşin mizahı tam burada başlıyor.

Bir ülkede medya yüzde doksan sekiz oranında aynı yerden bakıyorsa, buna artık görüş birliği değil, görüş tekliği denir.

Haber çoğaldıkça bilgi azalıyor.
Ekran büyüdükçe gerçek küçülüyor.

Garip olan şu ki:

Herkes “şov” arıyor ama en büyük sahnenin kendisi olduğunu fark etmiyor.

Işıklar açık.
Kameralar hazır.
Metinler dağıtılmış.

Tek eksik oyuncu:

Gerçek.

Şimdi televizyonu açın.

Bir kanalda suç var.
Ötekinde suçun yorumu.
Başka birinde suçun psikolojisi
.

Fakat savunma hâlâ yok yok yok…

Belki bir gün yayınlanır.
Gece yarısından sonra…
Ses biraz kısık…
Alt yazı yanlış…
Reytinge zarar vermeyecek bir saatte.

O zamana kadar biz aynı tümceyi duymaya devam edeceğiz:

Her kanalda suç var.

Savunma yok.

En acısı ise:

Gerçek susturulunca gürültüyü haber sanıyoruz.

Oysa gerçeklerin susturulduğu yerde, yalanın hükmü yoktur.