HAYATIN GAYESİ VE ÖLÜM GERÇEĞİ

Abone Ol

İnsan en mükemmel bir varlık olarak yaratılmakla beraber, imkanları sınırsız değildir. Emeli uzun ama ömrü kısa, süresi azdır. İnsan için marifet az zamanda çok iş başarmaktır. Sınırlı güce sahip olan bizler, kainatta olan her mevcudu görüp bilemiyoruz. Çünkü "Mevcudat, meşhudattan ibaret değildir" Yani; "Kainat bizim görebildiklerimiz ve bilebildiklerimizden ibaret değildir" Durum böyle iken, Hz. Allah (cc) şu kainatta ne varsa hepsini ama hepsini biz insanlar için, insanı da kendisi için yaratmıştır. Bu çok önemli bir gerçektir. İnsanın üstünlüğü onun diğer varlıklarda olmayan (akıl, fikr vs.) üstün özelliklerinden ileri gelmektedir. Bu özellik bedeni ve ruhi üstünlüklerdir. Örneğin, insan bir bilgi hazinesidir. Bu bilgileri Yüce Allah (cc) Hz. Adem'in (as) zihnine yerleştirmiştir. Tevarüs (babadan oğla geçiş) yoluyla da kıyamete kadar gelecek insanlarda onların gayretleri ve çalışmaları nispetinde ortaya çıkaracaktır. Bu gerçek Kur'an-ı Kerim'de şöyle dile getirilmektedir. "Allah Hz.Adem'e bütün isimleri (ilimleri) öğretti" (1) şeklinde bildirilmiştir. İnsanın yüceliğini "Biz insanı en güzel surette ve biçimde yarattık" (2), "Biz insanoğlunu şerefli bir varlık olarak yarattık, Karayı ve denizi onların emrine verdik, onları sayısız güzel nimetlerle rızıklandırdık ve yaratıkların en üstünü kıldık" (3) buyrulmuştur. İnsanın üstünlüğü Kur'an ayetleri ile birdirilmiş olmakla beraber aklen ve tecrübe ile sabitlenmiştir. 10 ton ağırlığındaki bir fili 10-12 yaşlarında bir çocuk çekip götürüyor, koca fil ufacık çocuğa itaat ediyor. Yani Allah (cc) fili çocuğa boyun eğdiriyor. 50 ton ağırlığındaki balinaları insanlar avlayabiliyor. Nice vahşi hayvanları, aslan, kaplan, yılan ve canavarları eğitimle uysallaştırıp insana itaat ettirebiliyor. 1000'lerce ton yük taşıyan gemiler, trenler, uçaklar, füzeler vs. insanlar tarafından yönetilip, yönlendirilebiliyor.

Demek ki, insan aklı, fikri ve gücüyle üstün bir varlıktır. İnsanın en zayıf noktası, kırılgan halkası Allah'ın (cc) kendine verdiği bunca nimetlerin kadrini bilmeyişi, bunları kötüye kullanıp nankörlüğe düşmesidir. Bu gerçek Kur'an'da "Cenabı Hakk'ın nimetlerini saymaya kalksanız bitiremezsiniz. İnsanoğlu zalim ve nankör, iyilik bilmezdir" (4) şeklinde bildiriliyor. Diğer bir ayette "Allah yeryüzündeki her şeyi sizin için yarattı" (5) buyuruyor.

Peki insan niçin nankörlük yapar? Çünkü insan nefis ve şeytanın kötülüğüne maruzdur. Onların iğvasına (kandırmasına) kulak verenler nankörlüğe düşerler. Bu da insan için bir sınavdır. Çünkü bu dünya bir imtihan yeridir. "Nefis devamlı kötülüğü emreder" (6) Demek ki nefis, şeytan ve şeytanlaşmış insanlar "bu serüvenin aktörleridir" (7) İsna 26-27. Bunca nimet , şeref, güç ve kuvveti bize veren Yüce Allah bizlerden ne istiyor? Her nimet bir külfet karşılığıdır. Dünyada her şey mütekabiliyet (karşılıklılık) esasına dayandığına göre selam vermeyene "Aleyküm selâm" denilmez. Ekmeyen biçmez, iş çalışmakla elde edilir. "Dünya ahretin tarlasıdır" hadisi şerifi bu gerçeği bildirir. Ulu Allah'ın (cc) bize verdiği bunca nimet ve iyiliğin bedeli dünyaya geliş nedenimiz, yani hayatın ve ölümün gayesi; "Rabbi Tealayı bilmek, ona ibadet ve itaat etmek, dünya ve ahiret elde etmektir" (8) Eğer böyle olmasaydı hayatın ve ölümün ahiretin bir manası olmaz, her şey abes (boş) olurdu. Halbuki Allah hiçbir şeyi boş olarak yaratmamıştır. "Benim sizleri boş yere yarattığımı ve sorumluluklarınızın hesabını vermeyeceğinizi mi zannediyorsunuz." (9) buyurmaktadır. Çünkü canlılar içerisinde sorumluluk taşıyan tek varlık insandır. Esasen insanın hayatını anlamlı kılan budur. Dünya ve ahirette hesapsız bir hayat yoktur. Hele ahirette "Her nefesin verilmesinin hesabı sorulacaktır" (10) Demek ki hayatın ve ahiretin gayesi sorumluluklarımızı bilerek yaşayıp mutlu olmaktır. Bu da ancak ilahi emir ve yasaklara kulak verip, hayatımızı ona göre tanzim ederek yaşamamıza bağlıdır. Nasıl ki bir ömür boyu yiyip-içmeden yaşamak imkansızsa, ölüm gelinceye dek islami yaşantı içinde olmak "Ve sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et" emrine uymaktır.

Ölüm gerçeğine gelince; iyilik ve kötülüklerin kazanıldığı, mutluluk ve ızdırapların tadıldığı, kısa ama önemli olan ömrümüzün hesabının görüleceği, ebedi mükafat ve cezanın hükmünün verileceği ahiret yurduna geçiş kapısıdır. Dünya hayatının bitişi, ahiret hayatına geçiştir. Dünyada her şey fanidir, "Baki olan Allah'tır (12) Her şey zamanı gelince yok olacak, "Her nefis ölümü tadacaktır ve sonra bana dönecektir" (13) ayetleri bu hakikati bildirmektedirler. Demek ki ölüm insanın dünyada "Zerre miktarı hayır ve şerrinin hesabının sorulacağı ve gereğinin yapılacağı mahşere insanı taşıyan bir olaydır. (14) Ölmek her canlının kaderidir ve kaderden kaçılmaz. Önemli olan ölmeden önce dünyada, öldükten sonra ahirette ebedi mutluluğu yakalamaktır. Yüce dinimizi en güzel şekilde açıklayan İslam'ın engin hoşgörüsünü yorumlarıyla dünyaya ilan eden, Anadolu'nun İslam güneşi Büyük Türk alimi ilim ve maneviyat deryası Hz. Mevlana Celalettini Rumi bilgi okyanusu olan 14 ciltlik Mesnevi adlı eserinde konumuz olan hayatın gayesini ve bir amaca ulaşmak için uyulacak ölçüyü söyle koyuyor. "Ey insanoğlu! Bu dünya hayatı engin okyanuslarda yüzen, içerisinde insanların yolculuk yaptığı bir gemi gibidir. İnsanların görevi bu gemiyi batırmadan gideceği menzile ulaştırmaktır.

Eğer su geminin içine girerse gemiyi batırır. Su geminin altında durursa gemiyi yüzdürür. Yolcuların görevi suyun geminin içine girmesini önlemektir. Yolcular gemiyi delerlerse su gemiye girer, gemi yolcularla birlikte batar. Denizi bir bardağa koyarsan ne kadar su alabilir. Senin dünyadaki nasibin budur" Yine Mevlana şöyle bir misal getirerek "Nisan yağmuru denizde balıkların (midyenin) ağzına düşerse inci, karada yılanın ağzına düşerse zehir olur" demiştir. Yani şu dünya boşa geçirenler gayesiz ve hedefsiz yaşayanlar gemiyi delenler gibidir, sonu helaktir. "Sen dünyaya hakim olursan o sana mahkum, sen dünyaya mahkum olursan o sana hakim olur. Senin gayen Dünya ve ahret saadetini kazanmaktır (15) diyerek ölüm ve hayatın gayesini özetlemiştir.

Ne mutlu ölçülü, ilkeli, hedefli, bilinçli bir yaşam sürüp iki cihan saadetini yakalayanlara!!

1. Bakara Suresi 31, 32, 33

2. Tin Suresi 4

3. İsra Suresi 70

4. İbrahim Suresi 34

5 .Bakara Suresi 29

6. Yusuf Suresi 53

7. İsra Suresi 26-27

8. Zariyat Suresi 56

9. Mü’minun Suresi 115

10. Tekasür Suresi 8

11. Hicr Suresi 99

12. Er’Rahman Suresi 26-27

13. Ankebudt suresi 5-7

14. Zilzal Suresi 7-8

15. Mesnevi C:I S: 75-76