GEÇEN YÜZYILDAN SANATSAL ESİNTİLER (1992-1999)-8

Abone Ol

Güneydoğu yönüne uzanan küçük bir galeriyle yeni bir salona açılıyor bu giriş. “Havuzlu Salon”muş burası. Şaşkınlığımızla birlikte hayranlığımız da artıyor. Burada ısının 20 derece, nemin ise düşük olduğunu aktarıyor rehberimiz. Dikit ve sarkıtların güzelliği bizleri büyülüyor adeta.
Yüksekliği 2-3, genişliği ise 2 ila 5 metre arasında değişen dar bir geçitten geniş bir galeriye daha giriyoruz. Sarkıt ve dikitlerin dev boyutlara ulaştığı bir “damlataş ormanıéndayız şimdi. Bu gizemli dünyanın büyüleyici güzelliği karşısında bir masal dünyasındaymış gibi duyumsuyoruz kendimizi.
Kırmızı ve sarının her tonundan sütbeyaza kadar değişen saydam renklerle bezenmiş damlataşlar… Mağara tavanındaki çatlak ve kireçtaşı tabakalarının eğimine bağlı olarak tek tek ve sıralar halinde gelişmiş.
Kuzey ve güney yönüne uzanan, “Büyük Damlataşlar Salonu”nun damlataş ormanı kırmızı renklerden oluşmuş. Bu da gösteriyor ki, bu damlataşlar suların geçtiği yerlerdeki demir minerallerinden kaynaklanmaktadır.
Büyük Salondan sola doğru giriyoruz. Buralar iri blok ve kayalarla kaplı. Dar geçitlerle yeniş bir galeriye ulaşıyoruz. Oluşumlar gizemli bir dünyanın tüm güzelliklerini yansıtarak büyülüyor bizleri.
15-20 metrelik bir inişle son galeriye ulaşıyoruz. “Yarasalar Salonu” verilen bu salonun uzunluğu 25-35 metre, genişliği ise 8-20 metre  arasında değişiyormuş.
Buranın görünümü de son derece etkileyici ve güzel. Çok ince sarkıt ve dikitlerle donanmış. Kalınlıkları 2 ile 25 cm. arasında değişen beyaz renkli damlataşların boyları birkaç metreyi bulmakta.
Bu salonda küçük sarkıtların, mağara güllerinin ve mağara iğnelerinin yanı sıra, içi su dolu damlataş havuzları bulunmakta. Mağaranın en genç ve en yeni biçimlerinin oluştuğu bu damlataşların, hala oluşum süreci içinde olduğunu söylüyor rehberimiz.
Yine rehberimizin verdiği bilgiye göre, Yarasalar Salonu ve Büyük Damlataşlar Salonu’nun aşağı düzeyleri ikinci katı oluşturmaktaymış. Büyük Damlataşlar Salonu, Ballıca Mağarası’nın iki kola ayrıldığı noktada yer almaktadır. Bu salonun güney ucunda gelişmiş 1x3 metre boyutundaki küçük bir delikten “Büyük Salon”a inilmektedir. Yan duvarlarında insanı büyüleyen damlataşların ve mantar kayaların bulunduğu bu üçüncü kat, salonun tabanındaki bloklar arasında daha derin kuyular bulunmaktaymış. Yer yer 40 metreyi geçtiği söylenen bu kuyular, mağaranın aşağılarda bulunan katları arasında bağlantı sağlamaktaymış.
Büyük blok ve kayaların bulunduğu “Çöküntü Salonu”, güney kuzey yönünde gelişmiş bir galeriye bağlanıyor. Dev sütunlarla çok sayıda salon ve odaya ayrılan bu görkemli galeride, damlataşlar ve soğana benzeyen sarkıtlar yer almakta. Yan yana ve üst üste gelişmiş sarkıtların bazıları dev mantarları andırıyor.Bu biçimlerin elma kadar olanların yanında, çapları bir metreyi aşanlar da bulunmakta.
Muhteşem Galeri’nin ortasında bulunan “Sütunlar Salonu”nun en belirgin biçimini iri sütunlar oluşturmakta olup, salonun yüksekliği de 15 metreye ulaşmakta.
Sütunlar Salonu’ndan belirli bir basamakla ayrılan Genç Salon, mağaranın en genç ve en yeni oluşmuş bölümü.
Yan  kolları ile birlikte uzunluğu 700 metreyi bulan Ballıca Mağarası’nın en yüksek ve alçak bölümleri arasındaki fark 94 metreyi bulmaktaymış. “Mağaranın yaz-kış ısı düzeyi 17-20 derece arasında olduğu, mağaranın süzülmüş polen ve tozlardan arınmış olan bol oksijenli havasının astımlı hastalara iyi gelip, rahat solumalarını sağladığı” rehberimizin anlattıkları arasında.
Mağaradaki gezinti yolunun iki yanındaki korkulukların ve geçiş köprülerinin paslanan, yani oksitlenen madenden yapılması, mağaranın geleceği açısından büyük bir olumsuzluk. Bu konudaki eleştirilerimiz, yetkililerce umarız dikkate alınır.
Saat 11.00’de girdiğimiz mağaradan 13.00’da çıkıyoruz. 
Gizemli bir masal dünyasındaki bu büyülü yolculuğumuz tam iki saat sürmüştü.
Ballıca Mağarası gezisinden sonra Tokat’a ulaştık. Otobüsteki söyleşimiz, Ballıca Mağarası’nın uluslar arası boyutta çok önemli bir turizm zenginliğimiz olduğu üzerineydi.
Tokat’a egemen bir tepe üzerine kurulmuş bir tesiste yedik ünlü Tokat Kebabı’nı. Zamanın elverdiği ölçüde gezip görülmesi gereken yerleri dolaşarak, birazda alışveriş yaptık.
Akşam oluyordu.
Güzel br günün sonunda geri dönüş için otobüsümüzdeki yerlerimizi aldık.
Yeni yerler görmüş, yeni güzellikler yaşamış olmanın; daha önemlisi, ülkemizin görkemli bir doğa harikasını tanıyıp bilmenin mutluluk ve coşkusuyla neşe içinde dönüş yolculuğuna çıktık.
Ülkemizin belki de en görkemli mağarası olan Tokat’ın Ballıca Mağarası’nı gezip görmeyi herkese salık veriyoruz. 
Çorum Haber, 10 Ekim 1997
(SÜRECEK)