Açıktan ve baştan yazayım, kimseyi suçlamak, yargılamak, aşağılamak niyetim yok, olmaz da zaten…
Amacım gazete sayfalarında ve tv ekranlarında kim oldukları bilinmeyen, nerede ne zaman çalıştıkları meçhul, geçmişte hangi alanda emek verdikleri belirsiz bazı kişiler ya gazeteci, ya da “gazeteci-yazar” sıfatı ile boy gösteriyorlar son 24 yıldır.
1960 yılından beri bu mesleğin içindeyim.
Tam 40 yılı yazılı basında yani gazetelerde, son 20 yılımı da Gazi İletişim Fakültesi ve UMAG’ da (Uğur Mumcu Araştırma Gazetecilik Vakfı) arasında gidip gelerek, gazeteci adaylarına yardımcı olmaya çalıştım ve çalışıyorum.
Televizyon kanallarında ve de son 24 yıldır el değiştiren yazılı basında şu anda isimleri geçen gazetecilerden ancak üç-beş muhabir ve yazarı tanıyorum.
Gerçi benim dönemimden kalan çok yok ama arkamızdan gelen yetenekli gazetecilerin de hiç biri son 20 yıldır ortalıkta görünmedi.
Bir kısmı iktidara ya biat etmedi kenara çekildi, ya da başka mecralarda hayata tutunmaya çalıştı.
Bilemem…
Eskiden (1980 öncesi) Parti organı olarak yayın yapan gazeteler vardı.
Misal Ulus Gazetesi, CHP’yi savunan ve partiye kayıtlı elemanlarca yönetilirdi.
Hatta Partinin ileri gelenlerinden bir kısmı doğrudan yayınlara karışır, ya da müdahale edebilirlerdi.
Benzetmek gerekirse, Sovyetlerin Pravda’sına yakın bir parti baskısı altında yayın yapardı.
Oysa Demokrat Parti’yi destekleyen Zafer ve Son Havadis Gazetelerinde böyle bir yönetim tarzı yoktu.
Şimdilere gelince üç-beş muhalif gazete ve üç-beş tv kanalı dışında kalan 50’den fazla gazete-dergi ve tv kanalları kayıtsız şartsız, adeta gözlerine perde inmiş vaziyette Saray yönetimini desteklemekteler.
Çoğu İmam Hatip kökenli, bir kısmı ise İlahiyatçı..
Ya da, eskiden muhalif görünen, sonradan Kıble değiştiren dönmeler…
Yani moda tabiriyle “Fırıldak” kıvamındaki troller…
Tabii ki içlerinden “arızalı” çıkanlar olur.
Parayı sonradan bol-kepçe kazanıp “yoldan çıkan” TV yöneticileri olabilir.
Geçmişte olmadı mı?
Evet, 1965 yılı sonrası sağcı bir ulusal gazetenin parlamento muhabiri olarak İstanbul’dan Ankara’ya atanan bir meslektaşımız “uyuşturucu pazarladığı” iddiasıyla ihbar edilmişti.
Bir gün sonra gazetedeki işine son verildi ve bir daha adını kimse duymadı.
Oysa şimdi bakın önümüzdeki tabloya, ne haldeyiz?
Medyamızın…
Yani gazete-dergi ve televizyon kanallarımızın böylesine dibe vuracağını hiç ama hiç ummazdım.
Yazık oldu medyamıza…
Hem de çok yazık…