ERGENE NEHRİ TEMİZ KALSIN - ERGENE NEHRİ BÖLGENİN EN

Abone Ol

Ergene Nehri ilk kirlenmeye Çerkezköy sınırları içinde başlıyor, Çorlu sınırlarında ise kirlenme artarak devam ediyor. Nehir Uzunköprü’ye ulaştığında, kirlenme doruğa çıkıyor. Uzunköprü ve devamında artık Ergene Nehrine bir akarsu olarak değil, içinde 1061 adet kanserojen etkisi olan, ağır metali barındıran, kadmiyumdan, kurşuna, nikel, bakır, çinko ve kobalt gibi ağır metallerin sürüklenerek Meriç Nehrine karıştığı, oradan da Saroz Körfezi’nden Ege Denizi’ne döküldüğü bir kimyasal atık nehri olarak bakmak lazım.

Yöre halkı, bilim adamları ve bazı siyasi partilerin rapor ve beyanları bizim de düşüncelerimizi doğrular niteliktedir.

Uzunköprü önceki Belediye Başkanı Sayın Enis İşbilen “Nehir kenarını, tarım, imar ve sosyal, kültürel olarak kullanamıyoruz... Kimse Ergene'ye yakın dolaşmak, çevresinde oturmak istemiyor. Rengi, kokusu, belli geceleri özellikle ağır bir kokuya neden oluyor... Çorlu ve Çerkezköy'den nehre bırakılan sanayi atıkları bu durumun en büyük sebebidir" demektedir.

Uzunköprü Çevre Gönüllüleri Derneği Başkanı Hacer Doğrugüven ise “Trakya'nın ‘can damarı’ olan Ergene Nehri kirlenme nedeniyle ‘dert damarı’ olmuştur...İçme sularımızı bile etkiliyor...Balıklar yıllar önce öldü, etrafında insanlar kanser oluyor...Biz bunu Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Onkoloji bölümünden anlıyoruz. Uzunköprü’lü çok hastamız var.” diyor

Yine Uzunköprü’lü bir vatandaş İbrahim Aslan; "Ben 72 yaşındayım, eskiden ben Ergene'de yüzerdim, hatta çok balık vardı. 20 kiloya kadar sazan balıkları tutardık. Sonra fabrikalar geldi ve kirlendi. Şimdi nehirde balık yok, yılan, kurbağa ile üzerinde uçan kuş bile kalmadı. Bildiğin, gördüğün simsiyah bir su. Ergene'ye girilmiyor, yüzülmüyor. Bu durum bizi çok rahatsız ediyor" diye üzüntüsünü dile getiriyor.

Uzunköprü sakinlerinden Halil İbrahim Cabalar (68); "Önceleri balık tutup, yüzdüğümüz nehir, şimdi zehir akıyor. Kurtköylüyüm, bizim oralarda kavun karpuz çok yetişirdi. Artık yetişmiyor, pirinç almak isteyenler de nerede yetiştiğini sorarak alıyor. Gelen giden siyasetçiler hep Ergene diyor ama bir sonuç yok. Kokusundan yanına bile gidemiyoruz." şeklinde sorunlara işaret ediyor.

1980’lerin başında İstanbul’daki deri, kozmetik, tekstil, plastik fabrikaları bu bölgeye taşındı. Son yıllarda yapılan düzenlemelerle “organize sanayi bölgesi” kapsamında sıra sıra dizili 2 bin 600 sanayi tesisi, 40 yıldır kimyasal atıklarını Ergene Nehri’ne döküyor.

Önceki dönem Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman İnci, Habertürk ekibine Ergene’yi “sanayi kanalizasyonu” olarak tanımlıyor. İnci, Ergene halkının ağır metal birikimine maruz kaldığını belirterek şu bilgileri veriyor: “Nehirden alınan su örneklerinin incelemesi, 1061 tane maddenin ağır kanserojen olduğunu ortaya koydu. En tehlikeli kanserojen olduğu bilinen kadmiyum ilk sırada yer alıyor. Nehir çevresinde yaşayan tümörlü hastalarda, normalin 3 katı oranında bulunuyor. Kadmiyumdan sonra kurşun, nikel, bakır, çinko ve kobalt gibi ağır metaller geliyor.”

Trakya Platformu’nun temsilcisi Avukat Bülent Kaçar ise “Etrafımız kanser hastası dolu, ama net sayıyı bilmiyoruz. Veriler paylaşılmıyor” diye şikayetçidir.

Düşüncelerine yer verdiğimiz insanlar, acıyı en çok yüreklerinde hisseden bölge insanıdır. Diğer yandan bilim adamlarının görüşüdür. Görülüyor ki Ergene Nehri bölgenin en önemli sağlık ve çevre sorunu olarak, gündemdeki yerini koruyor. Temiz akmayan nehrin temiz çevresi, sağlıklı insanları olabilir mi?