En Demokrat Kentimizdi Hatay

Abone Ol

Dün içim parçalanarak anlattım Hatay’ı size…

Aslında hiç görmedim ben Hatay’ı ama üniversite yıllarımda, Hataylı arkadaşlarımdan o denli çok dinledim ki; görmüş kadar olmuş ve sevmiştim bu güzel, güzel olduğu kadar da ilginç kentimizi…

O yıllarda çeşitli nedenlerle, çeşitli ortamlarda yaptığım konuşmalarda, “keşke ülkemizin her kenti, Hatay gibi olsa…” dediğimi anımsarım.

Görmeden sevmiş, sevdalanmıştım Hatay’ımıza…

O nedenle çok canım yanıyor.

Kabullenemiyorum.

Üniversite yıllarımda hepsi birbirinden uygar, hepsi birbirinden demokrat pek çok Hataylı arkadaşım oldu.

Kimi Alevi, kimi Sünni, kimi Müslüman, kimi Hıristiyan, kimi Yahudi, kimi Kürt, kimi Türk’tü.

Ama şaşılacak şekilde hemen hepsi birbirine tutkun, hemen hepsi birbirine sargın, hemen hepsi birbirinden uygardı.

Buna karşın ayrıları, gayrıları yoktu birbirleriyle.

… …

Üniversiteye yeni başlayan Hataylılar, ilk yıllarında, bize hep uzak dururlardı.

Ben de o tarihlerde üniversite yerleşkesi içindeki üç bloktan oluşan Kredi ve Yurtlar Kurumu Öğrencilerinin Başkanıyım.

O nedenle zorunlu olarak benimle ilişki kurmak durumundalar.

Çekine çekine bana ulaşan ve benden yardım isteyen bir Hataylıya, “neden bize uzak durduklarını” sormuştum.

O da şöyle demişti.

“…Siz sürekli kavga halindesiniz. Gölgenizle bile kavga edecek gibisiniz neredeyse…

Bunlar bize ters.

Sizler hırçınsınız ve kavga adamısınız, bizlerse barış…

Örneğin ben…

Ben Hatay’da Alevi olarak doğdum. Biz Hataylı Aleviler, Sünni arkadaşlarımızın başı derde girdiği zaman Sünni oluruz.

Hıristiyan Komşumuz öldüğü zaman kiliselerine gider Hıristiyan oluruz. Evimize yemeğe gelen Yahudi Dostlarımızla Yahudi oluruz. Kürt Dostlarımızın söyledikleri Kürtçe Şarkılara katılır, Kürt oluruz.

Sünni dostlarımızın halaylarına katılır, Sünni oluruz.

Yeri gelir Hristiyan’ca dualara ortak olur, Hıristiyan oluruz.

Çünkü biz Hataylıyız ve Hatay’da yaşayan herkese insan gözüyle bakarız. Ve pek tabii ki ülkemizde yaşayan tüm insanlara da bu gözle bakar, böyle olmalarını, böyle düşünmelerini isteriz.

Ama siz bizim gibi düşünmüyorsunuz ki...

O nedenle uzak duruyoruz size…”

demişti…

Ama zaman içinde onları da kendimize benzetmiştik, o da ayrı bir konu…

… …

Bu son depremler sonrası, o arkadaşlarımdan birini aradım telefonla.

Geçmiş olsun dedim.

Nasıl olduklarını sordum.

“Kötü…” dedi ve ekledi; “Çok kötü durumdayız. Yıkıntılarda ses varken ekip yoktu. Ekip varken ekipman yoktu. Ekipman geldiğinde de sesler kesildi, duyulmaz oldu…” dedi.

Alanya’ya davet ettim.

Teşekkür etti, “gelmem, gelemem, burada kalmam(ız) lazım…” dedi.

Ve ekledi.

“Sınırlarımızı kevgire çeviren Araplar, buraları boşaltmamızı bekliyor. Ölürüz, bize bu toprakları kazandıran Atatürk’ün kemiklerini sızlatmaz, bu toprakları onlara bırakamayız. Türk’üz biz, Türk oğlu Türk…” dedi.

Ağlıyordu.