EL OLSUN DA GÖR

Abone Ol

Gafil bel bağlama dünya malına,

Malın mülkün paran pul olsun da gör..

Boşuna sevinme iyi halına,

Hallerin bir garip hal olsun da gör.

Niceleri kondu göçtü bu handan,

Geçersin canandan hemi de candan,

Kimse kaçamadı o malum sondan,

Davetin meçhule gel olsun da gör.

Elbet bir hikâyen olacak hazin,

Zebaniye döner bu cevval yüzün,

Tutmazsa ellerin görmezse gözün,

Şakıyan dillerin lâl olsun da gör.

Kim bilir sonunda kim ne olacak,

Kimler ağlayacak kimler gülecek,

Bulunmaz ağzına bir su çalacak,

Hele oğlun kızın el olsun da gör.

Boşa çıkar marifetler hünerler,

Görenler ki görmediğe dönerler,

‘Hiç yenilmem’ sananı da yenerler,

Hasmın haramzade kul olsun da gör.

KURTOĞLU’YUM savamadım gadamı,

Torun beni bilmez bense dedemi,

Şu yalan dünyanın beniâdemi,

Hele ahir ömrün yel olsun da gör.

*

Bu şiir, il siyasetine dair yazılmış gibidir.

Çünkü il merkezlerinde güç, ne kadar küçükse o kadar mutlak sanılır. Bir bina, bir makam odası, birkaç resmi ziyaret… Yetiyor. İnsan, kendini vazgeçilmez, sözünü kanun zannetmeye başlıyor.

İl siyaseti bugün büyük ölçüde görüntü siyasetine teslim olmuş durumda.

Fotoğraf var, hizmet yok.

Toplantı var, sonuç yok.

Paylaşım var, karşılığı yok.

Şairin “boşuna sevinme iyi halına” dediği yer tam da burasıdır.

Geçici bir güç, kalıcı bir başarı sanılıyor. Oysa il siyasetinde en hızlı düşenler, en yüksekte yürüyenlerdir.

Bir zamanlar il binasının önünden geçerken yolu açılanlar vardı.

Telefonu bir kez çaldığında herkes ayağa kalkardı.

Bugün aynı isimler, aynı şehirde kimse tarafından hatırlanmıyor.

Çünkü il siyaseti acımasızdır; işi biteni sessizce siler.

“Niceleri kondu göçtü bu handan” dizesi, eski başkanları, eski güçlü isimleri, eski ağabeyleri anlatır. Dün her masada sözü geçenler, bugün o masalara davet bile edilmiyor. Çünkü koltuk gider gitmez sadakat de gider.

İl siyaseti ahlakla yapılmadığında şu düzen oluşur:

Liyakat dışlanır, itaat ödüllendirilir.

Eleştiri düşmanlıktır, susmak erdem sayılır.

Yanlış yapan korunur, doğruyu söyleyen yalnız bırakılır.

Ve sonra “şakıyan diller” lâl olur.

Bugün kürsüden konuşanlar, yarın tek cümle kuramaz.

Çünkü il siyaseti unutmaz; dosyaları saklar, zamanı bekler.

“Hiç yenilmem” diyenler il siyasetinde çoktur.

Ama bu şehirler, yenilmez sanılanların sessizce kenara çekildiği örneklerle doludur. Sandık gelir, merkez değişir, rüzgâr döner. Ve bir bakarsın, en yüksekten konuşan en derin sessizliğe gömülmüş.

Bu şiir, siyasetçilere açık bir ihtardır:

Koltuk kalıcı değildir.

Yetki dokunulmazlık vermez.

Devlet sizin değildir, milletindir.

Bugün tabelalar asılıdır.

Yarın sökülür.

Bugün çevre kalabalıktır.

Yarın kimse yoktur.

Ve işte o gün,

şiirin dediği gibi değil,

hakikatin dediği gibi olur.

Olsun ve gör.

*

Merhum Rıfat Kurtoğlu’na Allah’tan rahmet, ailesi ve yakınlarına başsağlığı dilerim..

Sevgiyle Kalın..