Egemenliğin Adı Değil, Aşınması

Abone Ol

Hâlâ meseleyi “demokrasi mi, cumhuriyet mi?” tartışmasına sıkıştırıyoruz.

Oysa asıl sorun kavramların adı değil; içinin nasıl doldurulduğu.

Son çeyrek asırda Türkiye’de siyasal dil sürekli değişti:

“İkinci Cumhuriyet”, “çözüm süreci”, “terörsüz Türkiye”, “başkanlık sistemi”, “sivil anayasa”…

Her biri kamuoyuna reform, normalleşme ya da istikrar vaadiyle sunuldu.

Fakat bugün gelinen noktada şu soruyu sormadan edemiyoruz:

Bu süreçler gerçekten demokratikleşme miydi,

yoksa egemenliğin kurumsal çerçevesinin adım adım aşındırılması mı?
KURUCU EGEMENLİK MESELESİ

Türkiye Cumhuriyeti, yalnızca bir rejim adı değildir.

Kurucu irade; üniter yapıyı, kuvvetler ayrılığını ve kurumsal dengeyi esas alan bir egemenlik anlayışı üzerine kurulmuştur.

Eğer yargı bağımsızlığı zayıflamışsa,

eğer yasama yürütme karşısında güç kaybetmişse,

eğer denetim mekanizmaları daralmışsa,

o zaman mesele artık “cumhuriyet” kelimesini savunmak değildir.

Mesele, cumhuriyetin niteliğini savunmaktır.

REFERANDUMDAN BAŞKANLIK SİSTEMİNE

2010 referandumu “vesayetle mücadele” diye sunuldu.

Yargı yapısı değiştirildi.

Eleştirel soru şudur:

Yargı gerçekten bağımsızlaştı mı,

yoksa bir güç odağından başka bir güç odağına mı devredildi?

Oslo görüşmeleri ve çözüm süreci “barış cesareti” olarak anlatıldı.

Ardından 15 Temmuz yaşandı.

2017’de başkanlık sistemine geçildi.

Bu değişiklik kuvvetler ayrılığını güçlendirdi mi,

yoksa yürütmeyi merkezîleştirdi mi?

Bugün yasama organının etkisi, eskiye kıyasla daha mı güçlü?

Bu sorulara verilecek cevaplar, rejimin adından daha önemlidir.

“TERÖRSÜZ TÜRKİYE” SÖYLEMİ

Her toplum güvenlik ister.

Terörün bitmesini herkes ister.

Fakat şu soru meşrudur:

Güvenlik söylemi, ekonomik kriz ve adalet sorunlarının üzerini örtmek için kullanılıyor olabilir mi?

Yoksulluk artarken, gelir dağılımı bozulurken, gençler umutsuzlaşırken; siyasal gündemin sürekli “beka” ekseninde tutulması tesadüf müdür?

Bu bir niyet okuma değil; sonuçlara bakma çağrısıdır.

TEZ VE ANTİTEZ

Bir kesim şöyle diyor:

Referandum halk iradesidir.

Başkanlık sistemi istikrar sağlar.

Askerî ve yargısal vesayetin tasfiyesi sivilleşmedir.

Başka bir kesim ise şunu savunuyor:

Kurumsal denge zayıflamıştır.

Egemenlik kişiselleşmiştir.

Kuvvetler ayrılığı aşınmıştır.

Asıl mesele taraf olmak değil; ölçmek ve tartmaktır.

ASIL SORU

Cumhuriyet yalnızca tarihsel bir kazanım değildir.

Hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı ve rasyonel yönetim iddiasıdır.

Eğer bu unsurlar aşınırsa, rejimin adı değişmese bile niteliği değişir.

Gerçek soru şudur:

Egemenlik gerçekten millette mi kalmıştır?

Yoksa kurumsal zemin daraldıkça kişiselleşmiş midir?

Mesele demokrasi kelimesi değildir.

Mesele cumhuriyet tabelası değildir.

Mesele, egemenliğin nasıl ve kim tarafından kullanıldığıdır.

Ve bu soru, sloganla değil; cesur bir muhasebeyle cevaplanabilir.