DÜN KANADA, BUGÜN GRÖNLAND… YARIN NERESİ?

Abone Ol

Dün Kanada’ydı.
Bugün Grönland.

İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Yarın neresi?

ABD Başkanı Donald Trump’ın son çıkışları, sıradan bir siyasi gaf ya da geçici bir heves değildir. Bu sözler, küresel düzenin nasıl algılandığını, güçlü olanın kendini ne kadar sınırsız gördüğünü ve uluslararası hukukun hangi noktada hiçe sayıldığını gösteren tehlikeli bir tabloyu ortaya koymaktadır.

Kanada’yı “Amerika’nın 51’inci eyaleti” yapma söylemi, başlı başına bir siyasi ayıptır. Egemen bir devleti, sanki boş bir arsa ya da satılık bir daireymiş gibi konuşmak, modern çağda bir devlet başkanına yakışmayacak ölçüde ciddiyetsiz bir tutumdur. Üstelik işin “şaka”dan öte yanı, bu söylemin ardından Grönland’a uzanan iştahlı bakışların gelmiş olmasıdır.

Grönland…
Haritada uzakta, buzlar altında, sessiz ve sakin görünen devasa bir ada. Ancak dünya siyasetinde artık hiç de sessiz değildir. Çünkü Trump’a göre Grönland, “Amerikan çıkarları için hayati” öneme sahiptir. Güzellikle olmazsa zorla da olur havası estiren bu yaklaşım, insanı ister istemez şu soruyla yüz yüze bırakıyor: 21. yüzyılda mı yaşıyoruz, yoksa sömürge çağında mı?

Bir ülkenin, bir bölgenin ya da bir halkın kaderi, başka bir devletin çıkar listesinde kalem kalem yazılamaz. Bu çağda toprak “satın alınmaz”, halk “devredilmez”, egemenlik “pazarlık konusu” yapılamaz. Aksi, açıkça çağ dışı bir tutumdur.

Ne var ki Trump’ın söylemleri, kâğıt üzerindeki bu kuralların fiiliyatta ne kadar geçerli olduğu sorusunu yeniden gündeme getirmektedir. Çünkü ABD Başkanı, Grönland’ı neredeyse bir emlak ilanı gibi değerlendirmektedir: Konumu iyi, stratejik değeri yüksek, rakipler göz dikmiş… O hâlde “biz alalım” mantığı.

Bu dil, yalnızca Danimarka’yı ya da Grönland halkını değil, bütün dünyayı tedirgin etmelidir. Zira bu yaklaşım normalleşirse, güçlü olanın zayıf olana “Ben istersem olur” demesinin önünde ne ahlaki ne de hukuki bir engel kalır.

Danimarka, NATO üyesi bir ülkedir. Grönland da Danimarka’ya bağlı özerk bir bölgedir. Normal şartlarda, bir NATO üyesine yönelik tehdit, ittifakın tamamını ilgilendirir. Ne var ki işin teorisi başkadır, pratiği başka işlemektedir.

Trump’ın tavrı şunu açıkça göstermektedir: NATO, ABD istediği sürece vardır; istemediği yerde ise kâğıttan kaplandır.

Bir NATO ülkesinin toprağı, yine NATO’nun lideri konumundaki bir ülke tarafından tehdit ediliyorsa, orada ittifak ruhundan söz etmek olanaklı değildir. Kurallar güçlüye işlemiyorsa, zayıf için zaten hiçbir zaman gerçek anlamda var olmamıştır.

Grönland meselesinin asıl tehlikesi, adanın kendisinden öte. Asıl tehlike, bu girişimin emsal oluşturma olasılığıdır.

Bugün Grönland.
Yarın başka bir ada.
Sonra başka bir ülke.

“Stratejik çıkar”, “ulusal güvenlik”, “rakipleri engelleme” gibi gerekçeler, tarihte nice işgallerin, ilhakların ve büyük felaketlerin süslü kılıfı olmuştur. Trump’ın kullandığı dil, bu eski reflekslerin yeniden canlandığını düşündürmektedir.

Dünya, gücün hukukun önüne geçtiği dönemlerin bedelini defalarca ödemiştir; savaşlarla, yıkımlarla, milyonlarca insanın hayatıyla… Buna rağmen hâlâ aynı sorumsuz tümceleri duymak, insanı ürpertiyor.

Trump’ın Grönland sevdası, tek bir kişinin çılgınlığı olarak geçiştirilemez. Bu söylem, küresel düzenin ne kadar kırılgan olduğunu; ittifakların ne kadar çıkar odaklı, hukukun ise ne denli seçici uygulandığını açıkça göstermektedir.

Eğer bugün bu dile sessiz kalınırsa, yarın haritalar yeniden çizilirken kimsenin söz söylemeye hakkı kalmaz.

O zaman şu soru çok daha yüksek sesle sorulur:

Dün Kanada, bugün Grönland… Yarın neresi?