DİLDEN GÖNÜLE -188

Abone Ol


R.SAV. efendimize bir kişi zekat olarak hurma sepeti getirdi. Hz. Hasan R.A efendimiz çocuktu. O da oradaydı. Sepetten bir hurma aldı ve ağzına attı. R.SAV. veya sahabiye “koş onu yemesini önle. Çünkü bize R.SAV.e ve Ehli Beyt’e zekat ve sadaka haramdır. Hediye helaldır” buyurdu.
Hemen koşup çocuğun ağzından hurmayı yutmadan çıkardılar. Yine bize örnek bir durum; R.SAV.e mahsus olmak üzere isteyen hiçbir Allah’ın kulunu geri çevirmemiştir. Var ise vermiş, yok ise vaad etmiş sonra gel vereyim demiştir. Hatta yanında kimseler varsa, onladan borç alarak vermiştir. Buradan şu anlaşılıyor; Gerçek fakiri reddetme, ama onu haram olan dilenciliğe de itme, demek en doğrusudur.
Bir gün Hz. Ebubekir R.A. çarşıda gezerken, taze hurmalar görmüş, bir miktar alarak R.SAV.e hediye olarak getirmişti. “Ya Resulallah size hediye taze hurma getirdim. Yemez misiniz?” dedi. O anda içeri R.SAV.in yanına bir fakir geldi. “Ya Resulallah hurmalaı bana ver” dedi. Fahri kainat efendimiz isteği olduğu halde hurmalardan yemeden hepsini isteyene verdi. Orada bu işin farkına varan Hz. Ömer, fakirinden hurmaları satın alır ve R.SAV.e geri getirir. Aynı fakir bunu takip eder, içeri girer ve hurmaları bana verir misin ey Allah’ın resulü, der. R.SAV. buyur, al, der.
Bu olay aynıyle 4 kere tekerrür eder. En sonunda Hz. Ali bu hurmalardan R.SAV.in yemesini arzu ettiğinden fakirden satın aldı ve R.SAV.in önüne koydu. Ye Ya R.SAV. dedi. Olayı takip eden aynı fakir dördüncü kere içeri girdi ve hurmaları R.SAV.den tekrar istedi ve “al senin olsun” dedi. Orada bulunan aziz sahabiler buna üzüldüler. Ama R.SAV. ömründe kendisinden istenileni asla reddetmediğini de biliyorlardı. Son seferinde R.SAV. fakire hitaben “Sen fakir misin, tüccar mısın” buyurdular.
İşte o zaman, Duha Suresi 10. ayeti nazil oldu. “Ey Hebizişan, fakiri reddetme” denildi. Kimbilir bu gelen melekti. R.SAV.i imtihan mı ediyordu diye aklımıza geliyor. Amma yüz kere de gelse R.SAV. o fakiri reddetmezdi. Çünkü o Allah’ın resulü ve en sevgilisi idi. O bakımdan, gerçek fakiri reddetme, ama fakiri dilenciliğe de itme, denilmiştir.
ZAHİD VE ŞEYTAN
“Malın az olsun, ama helal olsun. Amelin az olsun, ama Allah için olsun. İşte o zaman sorumluluğun az kazancın bol olur” diye büyükler öğüt vermişler.
ZAHİD: Arapça bir kelimedir. Daha önceki yazılarımızı okuyanlar hatırlayacaklardır. Bu konuda bilgi sunulmuştu. Yine arzedeyim;
Zehit; Aza kanaat eden, az ile yetinen, az yiyen, az konuşan, az uyuyan, çok çalışan ve çok ibadet eden kullara denir.
Şeytan ise; insanoğlunun en büyük iki ebedi düşmanından birisidir. Öbürü de nefistir. Yüce Allah her insanı, bu iki düşmanla bu dünyada sınava tabi tutmuştur. Maalesef ulu Allah insanı ve özellikle müminleri, şeytan ve nefisten daha güçlü ve iradeli yarattığı halde, insanoğlu bu güçlü iradesini kullanamayıp nefis ve şeytanın tuzağına düşmekte. Süfli, kötü işleri irtikap ederek şeytanlaşmaktadır. Hatta bazı insanlar, şeytandan da aşağıya düşmektedirler. Maksadımız burada şeytanı anlatmak değil, kelimeleri açıklamak ve Allah rızasının dışında bir amaçla yapılan işlerin boş olduğunu bildirmektir.
Geçmiş zamanda bir zahit sufi var idi ki, dağdan odun keser onu satar ve öyle geçinirdi. Kendi köyüne yakın bir komşu köy daha vardı. O köyün insanları putperestti. Yani ağaca, tokaca tapıyorlardı. Bunlar köylerine yakın yol kıyısında büyük yıllanmış bir sakız ağacının dibine toplanıyorlar, kendilerince acayip hareketlerle sakız ağacına tapıyorlardı. Oduncu safi bunları görüyor, bu hallerine üzülüyor, kimseye de bir şey diyemiyordu. Bir gün zahit safi bu ağacı kesip pazarda satmaya, onları da bu ağaca tapmaktan kurtarmaya karar verdi. Allah diye taptıkları ağacı, Allah için keseyim diye baltasını alıp yola koyuldu.
SÜRECEK