DİLDEN GÖNÜLE-179

Abone Ol

NANKÖRLÜK VE ZULÜM ASLA CEZASIZ KALMAZ

Yüce Allah, “O çocuğun sonra ne olduğunu biliyor musun?”
“Bilmiyorum ulu rabbim.”
“Aciz bir çocuk bir tahta üstünde kalmıştı. Ama bizim korumamızda idi. Kızgın dalgalar emir gereği tahtanın üstündeki çocuğu kıyıya ulaştırdı. Ağaçlık bir adaya çıkarması için rüzgara, dalgalara emir verdim. Binbir çeşit bitki ve çiçeklerle donatılmış güllük gülistanlık içinde kuşların cıvıltısı, ninnisiyle, canavarların kötülüğünden korudum. Güneşe onu yakma, rüzgara onu üşütme diye tembihatta bulundum. Buluta ona yağmur yağdırma, onu ıslatma. Şimşeğe birden bire çakıp çocuğu korkutma dedim.
Yeni doğurmuş bir kaplana sütünle o yavruyu büyüt diye ilham ettim. Çocuk büyüdü aslan gibi bir delikanlı oldu. Süttün kesildi, büyüyüp serpildi.
Bir peri, meleğime ana dil ve yaşam bilgilerini öğretmesi için gönderdim ve hayatta hak ve adaletten ayrılmaması gerektiğini ona meleğim vasıtasıyla öğrettim.
Akıllı fikirli güçlü oldu. Bütün bu olayları sebepsiz olarak gördü ve yaşadı. Lütuflarımın hepsini onun önüne serdim ve herşeyi gözü ile görsün. Nimetlerin gerçek sahibinin ulu Allah olduğunu yaşayarak anlamasını sağladım ki, rabbim Allah desin, herşeyi benden beklesin istedim.
Ama o ne yaptı? Bunca iyilikleri unuttu. Daha kötüsü, rabbini unuttu. Kendisini gurura kaptırdı. Bununla kalmadı, azdıkça azdı. Nemrut kesildi. Halilülrahman gibi bir ulu peygamberimi ömründe yalnız yemek yememiş misafirperver, cömert gönderdiğim misafir meleklerime (insan suretinde idiler, bu ayettir) bir tek ineğini keserek onlara ikram edecek kadar gönlü bol, paylaşımcı, bölüşümcü bir sevgili nebimi ateşe attı. Yakmaya kalkıştı.
Geçmişini unuttu. Eşkiya oldu. Devletin yönetimini ele geçirdi. Zalimleşti, azıttıkça azıttı. İnsanları ben (haşa) Allah’ım diyerek kendine taptırmaya başladı. Allahlık iddiasında bulundu. Bu da yetmedi, üç güçlü akbaba ile semaya çıkıp benimle harp edip beni yok etmek gibi bir sapıklığa düştü (bu da ayet mealidir).
Putlarını yaptırdı. Herkese bunlara tapmasını emretti. Yüzbinlerce masum insanı, çocuğu, kadını öldürttü. İnsanlara kan ağlattı. Hz. Halil İbrahim’imi korudum. İşte ey Azrailim, bu kafir o gemiden kurtulup bir daha üzerine anasının da canını aldığın ve senin en çok acıdığın çocuk bu idi. Süt bebeliğinden nasıl büyütüldüğünü unutup bize düşman kesildi.”
“Sonunda ne oldu?” (Bu kısım hikayede yoktur.)
Ulu Allah topal bir sivrisineğe emrederek, Nemrut’un burnunun deliğinden girdi ve beynine yerleşti. Uzun zaman beyninde kaldı. Sinek kımıldadıkça Nemrut kudurmuş gibi bağırıyor ve başını kızgın demirlerle dağlattırıyor ve tokmakla vurdurarak ferahlıyordu. Bir gün tokmağı ağır ağır Nemrut’un başına vuran hizmetçi usandı ve tokmağı hızlıca vurunca Nemrut’u gebertti. Zalimlerin sonu hep böyle olmuştur. Binlerce zalim Nemrut gibi sürünerek ibreti alem olarak gebermişlerdir.
Gerçek dünyadaki korkunç ebedi azaba düçar olmuşlardır. Mevlana hazretleri bu hikayesinde iki gerçeğe işaret ediyor. Birincisi; nankörlüğün ve inkarcılığın zulümün cezasız kalmayacağını, er geç kötülüğünün cezasını göreceğini, bunca nimetlere şükür etmek gerekirken, nimetin sahibinin inkar edilmesinin büyük bir bela getireceğini beyan ediyor.
İkincisi ise; yüce Allah’ın iradesi doğrultusunda cereyan eden olaylarda bizim bilmediğimiz hikmetler ve ibretlerin olabileceğini, kula yakışanın Allah’ın emrine ram olup ona itaat olduğunu, teslimiyetin hiç kimseye bir zararı olmadığını, zaman içerisinde karşılıklarının mutlaka görüleceğini bize anlatmak istiyor.
SÜRECEK