Demokrasi, yalnızca sandığa gidip oy kullanmaktan ibaret değildir. O sandık, aynı zamanda bir ulusun vicdanını, siyasal olgunluğunu ve geleceğe bakışını da yansıtan en büyük aynadır.
Demokrasilerde ortaya çıkan her sonuç, önce yönetenlerden değil, o yönetenleri seçen toplumsal iradeden izler taşır.
Kolay olan, bütün suçu iktidarlara yüklemektir.
Zor olan ise dönüp aynaya bakabilmektir.
Zira hiçbir siyasal iktidar gökten inmez. Hiçbiri rastlantıyla ortaya çıkmaz. Hepsini, özgür ya da sınırlı koşullar içinde de olsa, toplumun tercihleri belirler. Beğensek de beğenmesek de sandıktan çıkan sonuç, ulusun o günkü siyasal fotoğrafıdır.
Demokrasi, yalnız yönetenlerin değil, seçenlerin de sorumluluğudur.
Cumhuriyet, yurttaşa yalnızca oy hakkı vermedi; aynı zamanda aklını kullanma, sorgulama ve hesap sorma görevi de yükledi.
Sandık, demokrasinin başlangıcıdır; sonu değil.
Ülkemizde yurttaşlar sorgulamayı bırakmışsa, siyasal sadakati eleştirel düşüncenin önüne koymuşsa, kişileri ilkelerin yerine yerleştirmişse, orada sorun yalnızca siyaset kurumunda aranmamalı. Zira demokrasi, alkışlayan kalabalıklarla değil; düşünen yurttaşlarla yaşar.
Yurttaşın sustuğu yerde propaganda konuşur. Eleştirinin sustuğu yerde yanlışlar büyür. Hukukun sustuğu yerde, korku konuşmaya başlar.
Birçok ulus, kötü yöneticiler yüzünden değil; kötü yönetimleri uzun süre değiştiremediği için ağır bedeller ödemiştir. Demokratik toplumları ayakta tutan şey, kusursuz yöneticiler değildir. Çünkü kusursuz yönetici yoktur.
Asıl güvence; yanlış yapanı değiştirebilecek bilinçte bir toplumun varlığıdır. Demokrasiyi güçlü yapan da budur. Sandığın değeri, oy pusulasından öte o pusulayı sandığa atan vicdanda saklıdır.
Ne yazık ki siyaset, bazen bir takım tutkusuna dönüştürülüyor. Partiler değişmez kimliklere, liderler sorgulanamaz kişilere dönüştürüldüğünde, demokrasi anlamını yitiriyor.
Oysa Cumhuriyet, kulların değil, yurttaşların rejimidir. Yurttaş ise biatten öte gerektiğinde destekleyen, gerektiğinde eleştiren, zamanı geldiğinde de değiştirebilen insandır. İşte demokratik olgunluk budur. Sevdiği siyasetçiyi eleştirebilen toplumlar ilerler.
Eleştiriyi ihanet sayan toplumların tartışmaları yıllarca tekrar eder. Bugün ülkemizin en çok gereksinim duyduğu şey, yeni sloganlar değil, yeni bir yurttaşlık bilincidir.
Çünkü ekonomik krizler aşılır. Siyasal krizler de aşılır. Ancak düşünsel krizler, toplumun geleceğini kuşaklar boyunca etkiler. Cumhuriyet'in bize bıraktığı en büyük miras, özgür bireylerden oluşan bilinçli bir ulus yaratma idealidir.
Bu ideal gerçekleşmeden, iktidarların değişmesi hiçbir sorunu kalıcı olarak çözmez. Demokrasi, sadece sandıkta değil, okulda, ailede, sokakta, basında ve vicdanlarda inşa edilir. Öfkemizi yalnız yönetenlere yöneltmek, eksik bir muhasebedir.
Asıl cesaret, gerektiğinde kendi tercihlerimizi de sorgulayabilmektir. Zira uluslar, aynaya bakmayı başardıkları gün değişmeye başlarlar.
Unutmayalım ki, demokrasilerde yöneticiler yalnızca devleti yönetir, fakat demokrasinin gerçek kalitesini belirleyen, ulusun kendisidir.
Çünkü demokrasinin aynası ulustur.