DEMOKRASİ ALKIŞLA DEĞİL, ELEŞTİRİYLE YAŞAR

Abone Ol

İnsan, alkışlanmaktan hoşlanır. Bu, insan doğasının en eski duygularından biridir. Siyasetçi de bundan farklı değildir. Başarı takdir edildiğinde güven kazanır, destek gördüğünde güç kazanır. Ancak alkışın ölçüsü kaçtığında, gerçeğin sesi yavaş yavaş duyulmaz olur. Alkış, teşvik olmaktan çıkar, gerçeğin önü perdelenir.

İmparatorluklardan krallıklara, diktatörlüklerden tek adam rejimlerine kadar hemen her dönemde iktidarlar yalnızca güç sahibi olmakla yetinmediler, güçlü görünebilmek için de büyük çaba harcadılar. Bunun için bazen saray dalkavukları, bazen kiralık alkışçılar, bazen de korkudan susan kalabalıklar devreye girdi.

Yönetenler kadar, onları gerçekte olduklarından daha büyük göstermeye çalışanlar da tarihin bir parçasıdır.

Roma saraylarında alkışın bile önceden planlandığı bilinir. Osmanlı'da dalkavukluk neredeyse bir meslek hâline gelmişti. Stalin döneminde insanlar alkışı ilk kesen kişi olmaktan korkuyordu. Bugün aynı yöntemler başka araçlarla sürdürülüyor. Televizyonlarda bitmeyen övgüler, sosyal medyada yapay gündemler, bot hesaplar, organize destek kampanyaları ve gerektiğinde kalabalık görüntüsü oluşturmak için kullanılan figüranlar…

Araçlar değişiyor, yöntem değişiyor, teknoloji değişiyor. Fakat erek hiç değişmiyor:

Gerçeğin yerine algıyı koymak. Oysa demokrasi, algıyla değil gerçekle ayakta kalır.

Gerçek ise sadece alkıştan doğmaz. Gerçek, farklı düşüncelerin konuşulabildiği, eleştirinin ihanet sayılmadığı, yanlışın söylenebildiği ortamlarda ortaya çıkar. Bir yöneticinin en büyük güvencesi, kendisini sürekli öven insanlar yerine, gerektiğinde “Burada hata yapıyorsunuz.” diyebilen cesur insanlardır.

Çünkü alkış rahatlatır. Eleştiri ise düzeltir.

Bir liderin çevresindeki en büyük tehlike muhalifleri değil, dalkavuklarıdır. Muhalif yanlış gördüğünü söyler. Dalkavuk ise yanlışa doğru demeyi marifet sayar. Muhalif yöneticiyi rahatsız eder. Fakat dalkavuk, farkına varmadan onu yalnızlaştırır. Sonuçta yönetici toplumun sesi yerine, kendi yankısını duymaya başlar.

Yankılar, gerçeğin en kötü taklididir.

Bugün iktidar ve muhalefet partileri için de aynı tehlike vardır. Zira demokrasi, sadece iktidarın değil, muhalefetin de demokrat olmasını gerektirir. Bir partinin büyüklüğü, salonları doldurarak değil, eleştiriye tahammülüyle ölçülür. Kalabalık oluşturmak kolaydır. Güven oluşturmak zordur.

Son günlerde çeşitli siyasi organizasyonlarda figüran kullanıldığına ilişkin iddialar düşündürücüdür. İddiaların muhatabı hangi parti olursa olsun, konu sadece birkaç kişinin törene katılması değildir. Asıl soru: Bir siyasi parti, gerçek desteğe güvenmek varken neden destek görüntüsü oluşturma gereksinimi duyar.

Demokrasi, görüntü sanatı değil, güven sanatıdır.

Çünkü siyaset meşruiyetini kiralanmış alkışlardan değil, özgür iradeden alır.

Bugün sosyal medyada sahte kalabalıklar oluşturmak, gündem üretmek, övgüyü çoğaltmak kolay hale geldi. Oysa dijital dünyanın yanılsaması burada başlıyor. Binlerce beğeni, milyonlarca görüntülenme, organize yorumlar, toplum vicdanının yerini tutmaz. Algı, gerçeği bir süre örtebilir, sonsuza kadar ortadan kaldıramaz.

Gerçeği susturmayı başaranlar vardır. Fakat yok saymak olası değildir.

Gerçeğin ilginç yönü, er ya da geç ortaya çıkmasıdır.

Bir ülkeye yapılabilecek en büyük iyilik sürekli alkışlamak değil, gerektiğinde doğruyu söylemektir. Gerçek siyaset, taraftar üretmekten öte güven kazanabilmektir. Gerçek demokrasi farklı seslerden korkmayan, eleştiriyi gelişmenin şartı gören yönetim anlayışıdır.

Unutmayalım ki, alkış, gerçeğin yerini tutamaz.

Fakat sadece eleştiri, demokrasiyi yaşatabilir.