CUMHURİYETİN TARİHSEL HESAPLAŞMASI HENÜZ BİTMEDİ

Abone Ol

Bazı savaşlar cephede biter. Bazıları ise kuşaklar boyunca sürer. Cumhuriyetin en uzun savaşı da işte budur.

Çünkü Cumhuriyet, yalnızca işgal ordularına karşı kazanılmış bir bağımsızlık mücadelesi değildir. O, aklın cehalete, bilimin hurafeye, yurttaşlığın kulluk anlayışına karşı verdiği büyük uygarlık yürüyüşünün adıdır. Bu nedenle Cumhuriyetin tarihsel hesaplaşması henüz bitmiş değildir.

Yaşadığımız pekçok sorunu yalnızca günlük siyasetin penceresinden okumak eksik olur. Zira bugünün tartışmaları, dünün tercihleri üzerine yükseliyor. Toplumların kaderini seçimler kadar, hatta onlardan daha fazla, düşünce dünyasında verilen uzun uğraşlar belirler.

Cumhuriyet, bu ülkede sadece yeni bir devlet kurmadı, yeni bir insan anlayışı inşa etmeye çalıştı. Doğuştan gelen ayrıcalıkları değil emeği, biatı değil yurttaşlığı, dogmayı değil sorgulamayı, korkuyu değil özgür düşünceyi esas aldı. Asıl devrim de budur.

Ne var ki tarih, hiçbir kazanımı sonsuza kadar garanti edemez. Eğer bir toplum aklı ihmal ederse, bilimi küçümserse, eğitimi sıradanlaştırırsa ve liyakati gözden çıkarırsa, önce kurumlarını, sonra ortak vicdanını kaybetmeye başlar. Çöküş, bir günde gelmez. Sessizce başlar. Önce nitelik zayıflar, sonra adalet zayıflar, ardından umut söner.

Ülkeyi sadece ekonomik krizler sarsmaz. Asıl yıkım, emek karşılığını bulamazsa, dürüstlük değer kaybederse, gençler geleceğini başka ülkelerde aramaya başlarsa yaşanır.

Sorunun özü: Çocuklarımıza nasıl bir ülke bırakacağız? Ezberleyen insanların ülkesini mi? Yoksa düşünen insanların Cumhuriyetini mi?

Zira okullar sadece diploma vermez. Karakter de kazandırır. Adliye binaları yalnız karar vermez. Topluma adalet duygusu da aşılar. Üniversiteler sadece meslek öğretmez, özgür düşüncenin kapılarını da aralar. Devlet ise liyakatle güçlenir, sadakatle değil.

Cumhuriyetin en büyük gücü ne tanklarıdır, ne de yüksek binaları. Cumhuriyetin en büyük gücü, düşünen insanlarıdır. Bu nedenle tarih boyunca ilk hedef çoğu zaman kalelerden önce okullar, üniversiteler, kitaplar ve özgür düşünce olmuştur. Zira düşünmeyen toplum yönetilir. Düşünen toplum ise kendi geleceğini belirler.

Geçmişle hesaplaşmak, geçmişe saplanıp kalmak değildir. Gerçek hesaplaşma, yapılan yanlışlardan ders çıkarabilmek, doğruları yeniden ayağa kaldırabilmektir. Hiçbir ulus kusursuz değildir. Ulusları geleceğe taşıyan, en önemli etken, gerektiğinde hatalarıyla yüzleşebilme cesareti göstermektir.

Cumhuriyetin tarihsel hesaplaşması bu nedenle, henüz bitmemiştir. Zira bu hesaplaşma kişilerden öte, iki farklı uygarlık anlayışı arasındadır. Bir taraf aklı, bilimi, özgürlüğü ve yurttaşlığı temel alırken, diğer taraf sorgulamayan, niteliği ikinci plana iten ve geleceği geçmişin gölgesinde arayan, köhne bir anlayıştan ibarettir.

Hangisinin kazanacağını geçici siyasal üstünlükler belirleyemez. Asıl belirleyici olan, çocuklarımıza nasıl bir ülke bıraktığımızdır. Zira Cumhuriyet her gün yeniden savunulması gereken ortak vicdanımızdır. O vicdan yaşadığı sürece, Cumhuriyetin tarihsel hesaplaşması daima aydınlıktan yana sonuçlanacaktır.