Bir ülke düşünün…
Çocukların gülüşü “güvenlik riski” sayılıyor.
Yanlış duymadınız.
Artık bazı şeyler fazla tehlikeli: Sevinmek, umut etmek, bayram kutlamak…
Özellikle de çocukların bayramıysa, daha da sakıncalı.
Zira coşku bulaşıcıdır.
Bir çocuğun gözündeki ışıltı, karanlığa alışmış gözleri kamaştırır.
Bir bayram sabahı, en çok da alışkanlıkları bozar:
Korkuyla yönetmeyi sevenlerin alışkanlıklarını…
Eskiden bayramlarımız vardı.
Şimdi “durum değerlendirmeleri” var.
Eskiden çocuklar şiir okurdu,
Şimdi büyükler metin okuyor:
“Şu koşullar altında…” diye başlayan,
“…uygun görülmemiştir” diye biten uzun tümceler.
Birileri çıkıp diyor ki: “Yas ilan edelim.”
İyi de…
Bu ülkede ne zaman yas bitip de bayram başladı ki? Toprağa düşen her acıdan sonra
Yaşamı da toprağa mı gömeceğiz?
O zaman kapatalım bütün okulları.
Kaldıralım bütün bayramları.
Susturalım bütün çocukları.
Çünkü acı var. Garip olan şu: Acıyı büyütenler,
Coşkuyu yasaklamaya daha hevesli.
Oysa akıl başka bir şey söyler: Acının olduğu yerde, bayram daha anlamlıdır. Zira bayram, unutturmak için değil;
Anımsanmak içindir.
Kime? İnsana… İnsan kaldığını.
Bir çocuğun eline bayrak vermek,
Sadece bir tören değildir; o çocuğa “sen varsın” demektir. Onu elinden almak ise…
Sessiz bir yok sayıştır.
Bir zamanlar bu ülke,
Savaşın ortasında bile çocuklara bayram armağan eden dünyadaki tek ülkeydi.
Adı da boşuna değildi: 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
Yıkıntıların arasından yükselen bir akıl diyordu ki:
“Gelecek, çocukların omuzlarında yükselecek.”
Bugün ise başka bir akıl devrede:
“Bugünü kavrayamayan çocuk, geleceği ne yapsın?”
İşin gerçeği burada başlıyor. Çocuklara bayram vermiş bir mirasın üzerine,
Bayramı çok gören bir anlayış kuruluyor.
Adına da “duyarlılık” deniyor. Oysa bu, duyarlılık değil; alışkanlıktır.
Korkuya alışmak,
Sessizliğe alışmak,
Giderek yok oluşa alışmak…
Bir çocuk düşünün. Her yıl bir günlüğüne
Bir koltuğa oturtulurdu.
Söz hakkı verilirdi.
Hayal kurması istenirdi.
Şimdi o çocuğa ne diyeceğiz. “Bu yıl hayal kurma,
Durum uygun değil” mi?
Bakın, mesele bayram değil.
Mesele, coşkuya tahammül edemeyen bir zihniyet.
Zira coşku; sorgular. Gülen çocuk, korkmaz.
Korkmayan çocuk, itaat etmez.
İşin en tehlikeli yanı: Kendi geleceğini başkasına bırakmaz.
Çocuklardan korkan bir düzen, Geleceği planladığını sanır.
Oysa fark etmez ki, geleceği susturamazsınız. Sadece geciktirirsiniz.
Evet, acılarımız var. Evet, içimiz yanıyor.
Ama bu ülke, Acıya rağmen ayağa kalkmayı öğrenmiş bir ülkedir.
Belki de en büyük direniş şudur: Bir çocuğun elindeki bayrağı düşürmemek.
Çünkü coşku, bir ülkenin en sessiz ama en güçlü itirazıdır.
Unutulmamalıdır ki: Coşkuya sıkıyönetim ilan edilen yerde,
gelecek çoktan gözaltına alınmıştır.