ÇORUM NEDEN YOK? Kültür Yolu’nun Sessiz Kalan Başkenti

TUŞBA-TRUVA-HATTUŞA KÜLTÜR YOLU

Abone Ol

Kültür ve Turizm Bakanlığı öncülüğünde başlatılan Türkiye Kültür Yolu Festivalleri, bu sene 25 Nisan’da (bugün) Şanlıurfa’da başlayacak.

2021 yılında Beyoğlu Kültür Yolu Festivali adıyla başlatılan bu büyük kültürel atılım, Anadolu’nun dört bir yanına yayıldı. Konya’dan Diyarbakır’a, Erzurum’dan İzmir’e kadar birçok şehir bu organizasyonla yalnızca etkinliklere değil, aynı zamanda uluslararası görünürlüğe kavuştu.

Ama bir şehir var ki… Bu hikâyede adı yok. Çorum.

Şaşırtıcı mı? Tabii ki hayır.

Bu durum sadece bir “ihmal” değil, ciddi bir “planlama sorunu” olarak görülmelidir. Çünkü Çorum, Anadolu’nun sıradan şehirlerinden biri değildir.

Burası, tarihin en köklü devletlerinden Hititlere başkentlik yapmış Hattuşa’nın evidir. 1986 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne giren bu kadim şehir, sadece Türkiye’nin değil, insanlık tarihinin ortak mirasıdır.

Üstelik bu yalnızca Hattuşa ile sınırlı da değil. Alacahöyük, Cumhuriyet’in bilimsel arkeolojiye attığı ilk büyük adımın sembolüdür. Bizzat Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatı ve desteğiyle başlatılan kazılar, bu toprakların tarihine ışık tutmuştur. Aynı şekilde Şapinuva, Hititlerin ikinci başkenti olarak tarihteki yerini alır.

Ve belki de en çarpıcı olanı: Dünya tarihinin ilk yazılı barış antlaşması olarak kabul edilen Kadeş Barış Antlaşması, bu medeniyetin mirasıdır. Bugün bir kopyasının Birleşmiş Milletler binasında sergilenmesi boşuna değildir.

Çorum’un Kültür Yolu dışında kalması, aslında Türkiye’nin kendi tarihsel hafızasını eksik temsil etmesi anlamına gelir. Çünkü Çorum, Hititler ile uygarlık tarihindeki ilk meşruti krallığın başladığı, kısas hukukundan tazminat hukukuna geçtiği, Kadeş Barış Antlaşmasındaki Kraliçe Puduhepa mührü ile kadın-erkek eşitliğinin başladığı yerdir.

12,5 kilometrelik doğa harikası İncesu Kanyonu, Abdullah ve Kargı Yaylaları ve kaya mezarlarıyla, leblebisinden sanayisine, Hitit figürlerinden doğal güzelliklerine kadar her şeyiyle turizmin her dalına hitap eden bir şehir, neden 5 yıldır bu büyük organizasyonun bir durağı olamadı?

Bir festivalin başarısı sadece tarihiyle değil, misafirini ağırlama kapasitesiyle de ölçülür. Çorum, bu konuda da "ben buradayım" diyor. Şehrin kalbinde yükselen 5- 4-3-2 ve 1 yıldızlı alternatif otelleri, Mehmet Abi’nin (Yolyapar) dikkat çeken deyimiyle halen Çorum’un tüm yükünü taşımaya devam eden, yarım asırdır sanata hizmet veren orkestra çukurlu Devlet Tiyatro Salonu Tuncer Cücenoğlu Sahnesi ile yeni hizmete giren modern TSO Salonu ile etkinlik altyapısı zaten mevcut bir şehirden bahsediyoruz.

Şimdi soruyu yeniden soralım: Böylesine bir tarihsel derinliğe sahip şehir, neden Kültür Yolu dışında bırakılır?

Etkinlik takvimlerine baktığımız zaman Kültür Yolu Festivali’nin Nevşehir ve Çanakkale dışında devamlı büyükşehirlerde yapıldığını görüyoruz. İlk bakışta mantıklı gibi görülebilir. Nüfus yoğunluğu, altyapı, ulaşım kolaylığı… Ancak bu söylem, uygulamaya bakıldığında kendi içinde çelişiyor.

Çünkü örneğin Nevşehir ve Çanakkale gibi illerde aynı festivalin birden fazla kez düzenlendiğini görüyoruz. Üstelik bu şehirlerin her biri büyükşehir statüsünde değil. Onların Truva’sı – Tuşba'sı varsa Çorum’un da Hattuşa’sı var. Neden-Tuşba-Truva Hattuşa Kültür Yolu olmasın…

Nevşehir’in Kapadokya’sı elbette dünya çapında bir marka. Çanakkale’nin tarihi, özellikle Çanakkale Savaşı ile zaten küresel bir hafızaya kazınmış durumda. Bu şehirlere tekrar tekrar festival götürmek, mevcut ilgiyi artırabilir; ancak bu, Anadolu’nun diğer kadim şehirlerinin geri planda kalması pahasına olmamalı.

Şimdi soralım: Kültür Yolu Festivali’nin amacı nedir? Kültürü yaymak mı, yoksa zaten bilinen turistik merkezleri daha da parlatmak mı? Eğer amaç birincisiyse, Çorum gibi şehirler bu projenin tam merkezinde olmalıdır.

Çünkü kültür politikası, sadece güçlü olanı daha güçlü yapmak değil; görünmeyeni görünür kılmaktır. Ancak tüm bunlara rağmen temel gerçek değişmiyor: Kültür Yolu, adı üzerinde bir “yol” ise; bu yolun uğramadığı şehirler olmamalı.

Çorum’un bu organizasyona dahil edilmemesini yalnızca merkezi idareye bağlamak biraz kolaycılık olacaktır. Daha önce de yazdığım gibi, sanayi, kültür, eğitim, turizm, gastronomi ve spor kenti olma yolunda hedefler ortaya koyan Çorum’un, ülke çapında bir marka kente dönüşememesinin en büyük nedeni “sahiplenme duygusunun” olmaması…

Bugün Kültür Yolu Festivali’ne dahil olan şehirlere baktığımızda ortak bir özellik görüyoruz:

Merkezi Yönetim + Yerel Yönetim + İş Dünyası + Sivil Toplum + Üniversite = Ortak Hareket

Çorum’da ise bu denklem maalesef henüz güçlü bir sinerji üretebilmiş değil. Ama hangi gerekçe öne sürülürse sürülsün, sonuç değişmiyor: Çorum, bu hikâyenin dışında kalmamalı.

2026 yılında 26 şehirde yapılacak olan festival takviminde Çorum’un adını görmemek ve göremeyecek olmak, sadece Çorumlular için değil, Anadolu tarihine saygı duyan her sanatsever için bir eksikliktir. Hitit güneşinin aydınlattığı bu topraklar, festival meşalesini taşımayı sadece hak etmekle kalmıyor; o meşaleye en çok yakışan duraklardan biri olmayı vadediyor.

İnsanlık tarihinin yazıldığı bu kadim toprakları, Kültür Yolu’nun en ışıltılı halkası yapalım. Çünkü Çorum, bu festivale sadece ev sahipliği yapmaz; ona ruh ve derinlik katar. Bu sadece bir tercih değil, tarihsel bir zorunluluktur.