BULUTLARIN BİLDİĞİNİ İNSANLAR DUYMADI

Abone Ol

Aşağıdan yukarıya baktığımda, gökyüzündeki bulutlar bana havanın niyetini fısıldıyordu. Rüzgârın hangi kapıyı çalacağını, yağmurun hangi vadide konaklayacağını, fırtınanın hangi ufukta pusuda beklediğini sezdiriyordu.

Ama aynı anda, yukarıdan memleketin siyasetine baktığımda bambaşka bir manzara beliriyordu önümde.

Orada gökyüzü kadar açık bir tablo değil, sislerle örtülmüş bir toplumsal süreç uzanıyordu.

Ufuk çizgisi seçilemiyor, gerçek ile tahayyül arasındaki sınırlar birbirine karışıyordu.

Meteoroloji uzmanları bulutların dilini okuyarak havanın nasıl şekilleneceğini tahmin etmeye çalışırken, siyaset mühendisleri görünmeyeni görünür, olmayanı olmuş, sanalı gerçekmiş gibi göstermenin ince sanatını icra ediyorlardı.

Sanki atmosferin değil, algıların iklimini yönetiyorlardı.

Onların anlattığı gökyüzünde hep Cirrus bulutları vardı...

İnce, zarif, beyaz tüyler gibi süzülen yüksek irtifa bulutları... Bunları sürekli güzel günlerin habercisi olarak sunuyorlardı.

Oysa aynı Cirrus bulutlarının yaklaşan bir hava değişiminin, hatta uzaklardan gelen bir fırtınanın ilk habercisi olabileceğini söylemiyorlardı.

Çünkü umut satmak, ihtimal anlatmaktan daha kârlıydı.

Arada görünen pamuk yığınlarını andıran beyaz kümülüs bulutlarını gösteriyorlar, "Bakın, gökyüzü ne kadar sakin" diyorlardı. "Yaz geliyor, endişeye gerek yok."

Göğün masum yüzünü vitrine çıkarıyor, ufkun karanlık tarafını perde arkasında bırakıyorlardı.

Ne var ki herkes aynı gökyüzüne bakmıyordu.

Bazı gözler, ufuktan sessizce yükselen Stratus bulutlarını görüyordu. Göğü gri bir örtü gibi kaplayan, ışığı boğan, çevreye ağır bir kasvet bırakan bulutları... Sisle kol kola yürüyen, hafif çiselemelerle varlığını hissettiren bu alçak bulutlar, yaklaşan daha büyük bir dönüşümün habercisiydi.

Ama bunlardan söz edilmiyordu.

Daha da önemlisi, Stratusların ardından sürüklenerek gelen Nimbostratus bulutlarından hiç bahsedilmiyordu. Kalın, koyu ve yağmur yüklü o devasa kütlelerden...

Gökyüzünü bütünüyle işgal etmeye hazırlanan o ağır gölgelerden...

Çünkü bazı hikâyelerde yaklaşan yağmurdan bahsetmek, güneş vaadini zedelerdi.

Oysa göğün hafızasını okuyabilenler biliyordu:

Her gri örtünün ardında daha yoğun bulutlar birikir.

Her bastırılmış uyarı, bir sonraki gürültünün yankısını büyütür.

Her yapay iyimserlik, geciktirilmiş bir hayal kırıklığının sermayesidir.

Ve kimse, ufkun gerisinde yükselen o dev kulelerden söz etmiyordu.

Kimse, birikerek büyüyen kümülonimbusların bir gün gökyüzünü ele geçirebileceğini anlatmıyordu.

Oysa onlar yalnızca yağmur getirmezdi. Gök gürültüsü, yıldırım, dolu, hortum ve fırtına üretirdi. Atmosferin bütün bastırılmış enerjisini bir anda boşaltan büyük hesaplaşmalardı bunlar.

Siyasetin göğünde de durum farklı değildi.

Çünkü gerçek fırtınalar, bulutlar ortaya çıktığında değil; insanlar uzun süre bulutsuz bir gökyüzüne inandırıldıktan sonra başlardı.

Ve tarihin en eski ironilerinden biri şuydu:

Gökyüzü yaklaşan fırtınayı günler öncesinden haber verirken, insanlar bulutlara değil, güneş vaat edenlere inanmayı tercih ederdi.

Sonra fırtına gelirdi.

Ve herkes gökten düştüğünü sanırdı.