BU ŞEHİR SİZE BAKIYOR

Abone Ol

Bu yazı sıradan bir serzeniş değil.

Bu yazı, bu şehrin imkânlarından beslenmiş,
bu şehirde büyümüş,
bu şehirde kazanan,
bu şehirde söz sahibi olmuş olanlara.

Size.

Evet, tam olarak size…

GÖRENLER VE GÖRMEK İSTEMEYENLER

Bu şehir sessizce küçülüyor.

Bunu görmeyen yok.

Ama görmek istemeyen var.

Nüfus azalıyor.
Gençler gidiyor.
Sermaye merkez değiştiriyor.
Nitelikli insan başka şehirlerde, başka ülkelerde gelecek arıyor.

Bunları siz de biliyorsunuz.

Toplantılarda konuşuluyor.
Özel sohbetlerde dillendiriliyor.
Ama mikrofon açıldığında susuluyor.

Çünkü düzen bozulmasın isteniyor.

KONFORLU SESSİZLİK

Şunu kabul edelim:

Bu şehirde herkes kaybetmedi.

Bazıları için işler yolunda.
İhaleler dönüyor.
Ticaret sürüyor.
Kurum koltukları yerinde.
Protokol fotoğrafları çekiliyor.

Sistem aksasa da bir kesim için düzen devam ediyor.

Sorun tam da burada.

Şehir kan kaybederken, kan kaybetmeyen küçük bir çevre oluştu.

Ve o çevre şunu düşünüyor:

“Bana dokunmuyorsa mesele yok.”

Ama var.

Çünkü şehir küçülürken hiçbir düzen sonsuza kadar sağlam kalmaz.

TARİHİN GÖLGESİNDEN ÇIKMA CESARETİ

Bu şehir geçmişte ağır travmalar yaşadı.
Çorum hafızasında derin izler taşıyor.
1980’deki Çorum Olayları sadece bir güvenlik meselesi değildi; bir psikolojik kırılmaydı.

O günden sonra bu şehir güven üretmekte zorlandı.

Yatırımcı temkinli oldu.
Aydın suskunlaştı.
Genç tereddüt etti.

Ama aradan kırk yılı aşkın zaman geçti.

Artık geçmişi mazeret olarak kullanma lüksümüz yok.

1976’YI HATIRLAYIN

1976’da Çorum ile Denizli aynı ligdeydi.

Bugün tablo ortada.

Bu fark kader değil.
Tercihlerin, vizyonun ve cesaretin sonucudur.

Sizler o vizyonu üretebilecek konumdasınız.

Ama soru şu:

Üretmek istiyor musunuz?

SESSİZLİK DE BİR TERCİHTİR

Bazen yanlış yapmak kadar, yanlışı görüp susmak da tarihe not düşer.

Bu şehirde:

  • Gençler umutsuzsa,
  • Üniversite mezunu iş bulamıyorsa,
  • Nitelikli beyinler dönmemek üzere gidiyorsa,
  • Sermaye merkezini başka şehirlere taşıyorsa,
  • Bedava pide, çorba kuyruğunda insan sayısı artıyorsa,

ve siz hâlâ “şükür işlerimiz fena değil” diyorsanız…

Bu bir vizyon değil, bu bir oyalamadır.

BU ŞEHİR SİZDEN CESARET BEKLİYOR

Bu şehir yeni bir sanayi hikâyesi istiyor.
Yeni bir eğitim vizyonu istiyor.
Gençlere “kal” dedirtecek bir iklim istiyor.

Sizden beklenen mucize değil.

Şeffaflık.
Liyakat.
Uzun vadeli planlama.
Birlikte hareket etme kültürü.

En önemlisi de şu:

“Benim düzenim bozulmasın” yerine “Şehrin geleceği büyüsün” diyebilmek.

SON SÖZ

Şehirler dışarıdan gelen darbelerle değil, içerideki alışkanlıklarla çöker.

Dışardan gelen darbeler bir kez gelir yıkar gider ama travmaları içeride sürmeye devam eder.

Ve en tehlikelisi şudur:

Gerçeği görüp susan seçkinler.

Çünkü halk bir yere kadar susar.
Gençler bir yere kadar bekler.
Sermaye bir yere kadar sabreder.

Ama tarih sabretmez.

Bu şehir size bakıyor.

Ve bir gün soracak:

“Ben küçülürken siz ne yaptınız?”