BU HALK SİZİ AFFEDER Mİ?

Abone Ol

Cumhuriyet tarihi boyunca Anadolu'da gelenek belli.

Köylüsü, kentlisi başına geçecek kişiyi kendisi seçer.

Muhtar olacaksa sandık kurulur.

Kooperatif başkanı olacaksa üyeler oy verir.

Dernek yönetecekse delegeler karar alır.

Zira insanlar bilir ki makamın gücü koltuktan değil, onu oraya oturtan iradeden gelir.

Şimdi düşünelim.

Kayyum Bay Kemal çıkmış ortaya.

Elinde mazbata yok.

Arkasında seçim yok.

Sandıktan çıkmış bir sonuç yok.

Fakat oturduğu koltuğun sahibi gibi davranıyor.

Üstelik kendisine "Başkanım" denmesini istiyor.

İnsan haliyle soruyor:

Nasıl yani?

Evin kapısını çilingirle açtırıp içeri giren kişi, o evin sahibi mi oluyor?

Tapu dairesi başka, kapının anahtarı başka şeydir.

Anahtar kapıyı açar.

Tapu ise mülkiyeti belirler.

Biz galiba bu ayrımı unutmaya başladık.

Demokrasinin en temel kuralı da budur.

Bir koltuğa oturmak başka şeydir.

O koltuğun sahibi olmak başka şey.

Zira demokrasi sandığın ürettiği meşruiyet üzerine kurulur.

Mahkeme kararları hukuk üretir.

Halkın iradesinin yerine geçmez.

Yoksa seçimlerin bir anlamı kalmazdı.

O zaman sandıkları kaldırır, bütün yöneticiler dosya numaralarıyla belirlenirdi.

Hem daha hızlı.

Hem daha pratik olur.

Fakat adına demokrasi denmezdi.

İşin ilginç yanı şudur.

Bazıları halkın verdiği yetkiyi küçümsüyor fakat halkın vermediği sıfatları ise, büyük bir iştahla sahipleniyor.

İnsanlar itiraz edince de kızıyorlar.

Oysa kızılması gereken şey itirazlar değil, ortaya çıkan tablonun kendisidir.

Çünkü vatandaşın hafızası sanıldığı kadar kısa değildir.

Bugün unutmuş gibi görünür.

Yarın sessiz kalabilir.

Ama günü geldiğinde hesabını sandıkta sorar.

Hem de tek sözcük etmeden...

Bir mühür basması yeterli.

Bütün tartışmaları biter.

Bu nedenle makamların en sağlam temeli mahkeme kararları değil, millet iradesidir.

Çünkü halkın verdiği unvanı mahkeme alamaz.

Mahkemenin verdiği unvanı da halk benimsemeyebilir.

Tarih bunun örnekleriyle doludur.

Sonunda kişiler değil, meşruiyet kazanır.

Koltuklar değil, iradeler kalır.

Sonuçta en ağır hükmü ne mahkemeler verir ne de siyasetçiler...

Demokrasilerde son sözü daima halk söyler.