BİR ÇEŞMEDEN AKAN CUMHURİYET -3-

Abone Ol

Nuriye Hanım’ın Gerdanlığı

Bazı insanlar vardır…

Bir dönemi yalnız görevleriyle değil, vicdanlarıyla temsil ederler.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında Anadolu’ya gönderilen kimi yöneticiler işte böyle insanlardı. Maaşlarını makamın konforuna değil, halkın derdine harcayan; görevini devlet memurluğu değil, insanlık borcu sayan insanlar…

Çorum Valisi Cemal Bardakçı da onlardan biriydi.

Gök Kaya’nın dibinden çıkan suyun Dedesli Ovası köylerine ulaştırılması için günlerdir uğraşılıyordu. Kanallar açılmış, künkler döşenmiş, suyun toplandığı büyük mahzen yapılmıştı. Köylüler kağnılarla taş taşıyor, kadınlar imeceye katılıyor, herkes gücü ölçüsünde bu büyük işe omuz veriyordu.

Fakat Anadolu’nun gerçeği ağırdı.

Yokluk, insanın önüne bazen taş gibi dikiliyordu.

Suyun hedeflenen yere ulaşmasına daha uzun bir mesafe vardı. Yeni depo yapılacaktı. Yeni künkler döşenecekti. Yeni masraflar çıkmıştı. Vali Bardakçı’nın kişisel olanakları ise tükenmişti.

Bugün bunları yazarken insan ister istemez düşünüyor…

Şimdi hangi makam sahibi, cebindeki son parayı halkın çeşmesi için harcar?

Hangi yönetici, köylünün susuzluğunu kendi ailesinin meselesi sayar? İşte Cumhuriyet’in ilk kuşağını farklı yapan tam da buydu. Onlar Anadolu’ya tepeden bakmıyordu. Anadolu’nun içine karışıyorlardı.

Bir gün Vali ve eşi Nuriye Hanım yapılan çalışmaları görmek için atlarına binerek mahzenin yapıldığı yere geldiler. O gün gördüğü manzara, yalnız bir kadının değil; bir dönemin vicdanını anlatıyordu.

Yaz sıcağında su bekleyen insanlar…

Testiler…

Kağnılar…

Yorgun yüzler…

Susuzluktan kavrulmuş köyler…

Kilometrelerce öteden getirilmeye çalışılan yaşam…

Nuriye Hanım derinden sarsıldı.

Çünkü bazı insanların yüreği, başkasının acısına kayıtsız kalamaz.

Eve döndüğünde boynundaki gerdanlığı çıkardı. Ardından bileziklerini… Sessizce Cemal Bardakçı’nın masasının üzerine bıraktı.

Sonra tarihe kalacak kadar büyük ama sade bir tümce kurdu:

-Bunca insan susuzken, gerdanlığın ne önemi var?

İşte Cumhuriyet’in gerçek asaleti buydu.

Gösterişli salonlarda verilen nutuklar değil…

Bir Anadolu köylüsünün susuzluğu için ziynet eşyasını gözünü kırpmadan verebilmek…

Bugün “tasarruf” denince halkın ekmeğini küçültmeyi anlayanlarla, kendi bileziğini halk için çıkaran insanlar arasındaki fark, belki de iki ayrı ahlak dünyasının farkıdır.

Nuriye Hanım’ın yaptığı şey yalnız yardım değildi.

O davranış, Cumhuriyet’in kadın anlayışının da simgesiydi.

Zira Cumhuriyet kadını yalnızca sosyal hayata katılan kadın değildi; halkının acısını hisseden, ülkesinin yükünü omuzlayan kadındı.

Vali Cemal Bardakçı eşinin bu isteğini geri çevirmedi.

Çalışmalar yeniden başladı. Eksik kalan bölüm tamamlandı. Su, hedeflenen noktaya ulaştırıldı. O gün yalnız çeşme yapılmadı; köylerin kaderi değişti.

Sonra çeşmenin üzerine kırmızı mozaikle şu yazı işlendi:

“Nuriye- Cemal

25.04.1933”

İnsan bu inceliğin karşısında durup düşünmeden edemiyor.

Bugün birçok insan adını en büyük harflerle yazdırma telaşındayken; bir Cumhuriyet Valisi kendi adını eşinin adının önüne koymayı bile düşünmüyordu. Bu yalnız zarafet değildi.

Bu, kadına duyulan saygının; hayat arkadaşını “gölgesinde duran biri” değil, emeğin ortağı gören anlayışın göstergesiydi.

Ben çocukluğumda o yazıyı defalarca gördüm, okudum.

Belki o yıllarda anlamını tam kavrayamıyordum ama şimdi dönüp baktığımda anlıyorum:

O taşların üstünde yalnız iki isim yazmıyordu.

Vicdan yazıyordu…

Vefa yazıyordu… Cumhuriyet yazıyordu…

O çeşmenin başında yalnız insanlar susuzluğunu gidermedi yıllarca

Atlar içti…

Eşekler içti…

Kuşlar kondu…

Yoldan geçen yolcular durdu…

Çocuklar testilerini doldurdu…

Bir çeşme bazen yalnız çeşme değildir. Bazen bir ülkenin karakteridir.

İşte Dedesli Ovası’ndaki o mütevazı çeşme de Anadolu’ya tepeden bakmayan bir Cumhuriyet anlayışının taşlaşmış hâliydi.

Aradan onlarca yıl geçti. Köylere şebeke suları geldi. Teknoloji değişti. Yollar asfaltlandı. İnsanların yaşamı değişti.

Ama ne acıdır ki; binlerce insana yaşam veren o çeşmenin kendisi yavaş yavaş unutulmaya, toprağa gömülmeye başladı.

Oysa bazı taşlar yıkılırsa, yalnız taş yıkılmış olmaz…

Bir halkın hafızası da çöker.

Devam edecek