BİLGE HİKAYELERİ

Abone Ol

Televizyonda bir programda sunucu, milyoner misafirine sordu :

Hayatınızda sizi en çok mutlu eden şey ne oldu?

Adam: “Hayatımda dört mutluluk merhalesi yaşadım.

1-Mala, eşyaya düşkünlüğüm oldu, elde edince, mutluluğun bu olmadığını anladım.

2-Çok pahalı şeylere düşkünlüğüm oldu, elde edince onların verdiği mutluluğun zamanla tesirini kaybettiğini gördüm.

3-Büyük şirketler mesela bir futbol takımı veya uluslararası bir şirket sahibi olunca mutluluğu yakalarım sandım, ama hayal ettiğim mutluluğu onlarda da bulamadım.

Hatta gördüm ki; imkanların çoğaldıkça sorumlulukları artıyor, rahatından fedakârlık yapmak zorunda kalıyorsun.

4-Bir arkadaşım benden engelli çocuklar için tekerlekli araba almada sponsor olmamı istedi. Hemen yüklü bir bağışta bulundum. Teslim günü gelince arkadaşım

Israrla çocuklara kendi elimle arabaları teslim etmemi ve çocukların sevincine ortak olmamı istedi. Tabii gittim, çocukların arabaları alırken ve kullanırkenki sevincini görünce çok mutlu olmuştum.

Rutin bir sevinçti, birkaç gün sonra unutacaktım. Oradan çıkmak için kapıya yöneldiğimde bir çocuk bacağıma yapıştı. Nazikçe kurtulmaya çalıştım, ama çocuk ısrarla bırakmıyor ve dikkatlice yüzüme bakıyordu.

Ona; “Benden başka isteğin mi var?” dedim? Çocuğun cevabı bana gerçek ve kalıcı mutluluğun adresini vermişti.

Bana “ Hayır bir şey istemiyorum, yüzünü hafızama kazıyorum ki, cennette karşılaştığımız zaman seni tanıyayım ve Allah’ın huzurunda sana bir daha teşekkür edeyim” dedi.

*

Bir kadın öğle yemeği için bir restorana girdi… Garson tabağı önüne koyar koymaz, dışarıdaki bir baba ve kızının, camdan onun tabağına baktığını fark etti. Onlara içeri girmeleri için el salladı ve yanına oturdular.

Kadın, ne yemek istediklerini seçmelerini istedi.

Kız çocuğu, kadının tabağına utangaçça baktı. Bunun üzerine kadın, baba ve kızı için iki porsiyon sipariş etti. Onların neşeyle yemek yemesini, minnet dolu gözlerle izledi. Yemeklerini bitirip kalktıklarında, cömert kadına övgüler yağdırmadan çıkmadılar.

Kadın yemeğini bitirip hesabı ödemek için kalktığında çok şaşırdı; fatura boştu ve restoran sahibinin şöyle bir notu vardı:

“İNSANLIK değerini hesaplayacak bir hesap makinemiz yok.”

*

Şimdi sıra çok sevdiğim birkaç dörtlük ve rubaiye geldi.

Ben bir dağ yeliyim, kuşkulu korkak,

Sen ölümsüz ikili, tohum ve toprak,

Bulut, bulut kaçmak isterken sizden,

Yağmur, yağmur geri döndüm ağlayarak… (Anonim)

Ağlayarak gelmişim, gülerek gitmeliyim,

Kâinatın, dünyanın sırrına ermeliyim,

Bir ömür yetmez bana, bin ömürdür dileğim,

Gittikçe gelmeliyim, geldikçe gitmeliyim…( Mehmet Özata)

Sular hep aktı geçti, kurudu vakti geçti,

Nice Şah, nice Sultan tahtı bıraktı geçti,

Dünya bir penceredir, her gelen baktı geçti…(Yunus Emre)

Karacaoğlan der ki, bakın olana,

Ömrümün yarısı gitti talana,

Sual eylen bizden evvel gelene,

Kim var imiş, biz burada yoğ iken? (Karacaoğlan)