AZ'IN KIYMETİ

Abone Ol

Hayat bize çoğu zaman "çok" olana bakmayı öğretiyor.

Daha çok kazan, daha çok sahip ol, daha çok tüket, daha çok göster...

Oysa hayatın gerçek öğretmeni "çok" değil, azdır.

İnsan, elindekinin kıymetini çoğu zaman onu kaybettiğinde anlar. Sağlığını hastalanınca, nefesini daralınca, dostunu yalnız kalınca, ekmeğini aç kalınca, suyunu susayınca...

İşte o zaman, dün sıradan gördüğü şeylerin aslında hayatının en büyük zenginliği olduğunu fark eder.

Atalarımız bunun için iki cümleyle koca bir hayatı anlatmış:

"Eskisi olmayanın yenisi olmaz."

Çünkü yeni dediğimiz her şey, dünün emeği üzerine kurulur. Geçmişini hor gören, geleceğini sağlam inşa edemez. Eskiyi sadece eşya sananlar yanılır; eski, tecrübedir, emektir, sabırdır, hatıradır.

Bir başka söz ise daha derin bir hakikati anlatır:

"Azdan az gider, çoktan çok gider."

Bu söz yalnızca malı anlatmaz.

Bilgiyi anlatır...

Dostluğu anlatır...

İtibarı anlatır...

Sağlığı anlatır...

Vicdanı anlatır...

Küçük gördüğümüz her ihmal, zamanla büyük kayıplara dönüşür.

Bugün değer vermediğimiz bir nefes, yarın bütün servetimizden kıymetli olabilir.

Bir bardak su, çölde denizden değerlidir.

Bir lokma ekmek, açın gözünde sofralardan büyüktür.

Bir dostun omzuna dokunan eli, bazen dünyanın bütün alkışlarından daha kıymetlidir.

Modern hayat bize sürekli daha fazlasını vaat ediyor. Fakat insanın eksikliği çoğu zaman sahip olduklarının azlığından değil, farkındalığının eksikliğinden doğuyor.

Şükür; çok mala sahip olmak değildir.

Şükür, elindeki nimeti görebilmektir.

Bereket; sayılarda değil, idraktadır.

Belki de hayatın en büyük zenginliği, sahip olduklarımızın sayısı değil; onların kıymetini henüz kaybetmeden anlayabilmektir.

Çünkü...

Azın ne kadar çok olduğunu, en iyi yok bilir.