AYNA AK, YÜZ KİRLİ

Abone Ol

Aynaya bakıp “ak” diyoruz, yüzümüz hâlâ kirli…

Bu ülkede siyaset aynayla kavga ediyor.
Hep ayna suçlu.
Yüz hep masum.

Oysa değişen bir şey yok. Aynı yüz, aynı leke…
Sadece üstüne kocaman bir etiket yapıştırılıyor: Ak.
Kir, o anda ahlaki bir sorun olmaktan çıkıp bir “algı operasyonuna” dönüşüyor.

Transfer sezonu hiç kapanmıyor.
Ne yazı var ne kışı…
Dün “hırsız” denilen bugün “kardeşim” oluveriyor.
Dün afişlerle suçlanan, bugün rozetle ödüllendiriliyor.

Hafıza mı?
Siyasette hafıza yoktur; arşiv vardır.
Gerekirse açılır, gerekirse “montaj” denilerek kapatılır.

Bir belediye başkanı, aldığı yüz binlerce oyun üstüne basıp başka kapılara yöneliyorsa, mesele yalnızca o kişi değildir.
Asıl mesele, “Ben oyumu verdim, gerisi beni ilgilendirmez” rahatlığıdır.

Sandıkta her şey tertemizdir.
Kir, sandıktan sonra başlar.
Ama kimse “Bu çamur nereden geldi?” diye sormaz.

Gelelim işin en hassas yerine…
Din.

Din, insanın vicdanıyla baş başa kaldığı yerdir.
Biz onu miting kürsüsüne çıkardık.
İhale masasına oturttuk.
Transfer pazarlığında kefil yaptık.

Kul hakkı dillerden düşmez; fakat ortada kul filan yoktur.
Herkes Allah’tan söz eder, kimse hesap vermeye yanaşmaz.

Laikliği savunmak bir anda “iman meselesi”ne dönüşür.
Yolsuzluk sormak “dine saldırı” sayılır.
Oysa laiklik, din kirlenmesin diye vardı.
Biz onu kaldırdık, sonra dine bulaşan çamuru görünce şaşırdık.

İsimler mi?
Hepsi tanıdık…
Dün birbirine veryansın edenler bugün aynı karede.
Dün “memleketi batırır” denilenler, bugün “tecrübeli devlet adamı.”

Sözler değişir, fotoğraflar değişir…
Ama yüzler değişmez.

En acı olan şu:
Kimse kimseyi zorlamıyor.
Herkes kendine benzeyeni seçiyor.

Küçük çıkarların peşindeysek, büyük çıkarcıyı alkışlıyoruz.
“Benden olsun”
dediğimizde, sonunda “benden aldı” noktasına geliyoruz.

Sonra hep birlikte soruyoruz:
“Bu hâle nasıl geldik?”

Çok basit:
Aynaya baktık.
Yüzümüzü sevdik.
Aynayı suçladık.

Bugün siyasetin kalitesi buysa, bu biraz da toplumun aynaya bakma cesaretiyle ilgilidir.
Zira kirli yüzler, temiz aynalarla barışamaz.

Umut var mı?
Var elbette…

Ama o umut transferle gelmez.
İhaleyle büyümez.
Dinle süslenmez.

O umut,
“Ben buna oy vermem” diyen halkla,
“Ben buna layık değilim” diyebilen siyasetçi
aynı tümcede buluştuğunda gelir.

O güne kadar mı?
Aynaya bakmaya devam edeceğiz.
Üzerinde AK yazacak…
Ama yüzümüz hâlâ kirli kalacak.