Atatürk için kadın hakları Cumhuriyet’in ta kendisidir

Abone Ol

Cumhuriyet henüz ilan edilmemiştir. Savaşın yaraları tazedir. Lozan görüşmeleri devam ederken, Ülke yorgun, gelecek ise belirsiz…

Tam da böyle bir dönemde, 2 Şubat 1923 günü İzmir’de bir toplantı yapılır. Bu toplantı aslında kurulacak yeni Türk Devleti’nin ruhunu ortaya koyması açısından çok önemlidir. Tarihe “Kadınlar Kongresi” olarak geçen bu toplantı, yalnızca bir sohbet değil; yeni Türkiye’nin adeta toplumsal manifestosudur.

Gazi Mustafa Kemal Paşa, birkaç gün önce evlendiği Latife Hanım ile birlikte İzmir halkının karşısına çıkar. Bu toplantının en dikkat çekici yanı ise salonun büyük bölümünü kadınların doldurmasıdır. Osmanlı’nın son döneminde kamusal hayattan büyük ölçüde uzak tutulan kadınlar, ilk kez böylesine geniş bir katılımla ülkenin geleceğini tartışmak için bir araya gelmişlerdir.

Atatürk konuşmasına eşi Latife Hanımı tanıtarak başlar. Bu, basit bir nezaket gösterisi değildir. Yeni Türkiye’de kadının yalnızca aile içinde değil, toplumun merkezinde yer alacağının sembolik bir ilanıdır. Atatürk’ün O gün söylediği bir cümle, aslında bütün devrimlerin özeti niteliğindedir:

“Dünya üzerinde gördüğünüz her şey kadının eseridir.”

Bu ifade, kadınları yalnızca aile içinde değil; aynı zamanda uygarlığın kurucu unsuru olarak tanımlayan devrimci bir bakış açısıdır.

Ona göre toplumun geri kalmasının nedenlerinden en önemlileri şunlardır:

  • Kadınların eğitimden uzak bırakılması
  • Toplumsal hayata katılamaması
  • Erkek merkezli sosyal yapı

Atatürk, toplumu bir insan bedenine benzetir:

· Eğer bedenin bir kısmı çalışırken (erkekler), diğer kısmı (kadınlar) hareketsiz kalırsa, o beden felç olur.

Bu benzetme, Cumhuriyet reformlarına neden önce eğitim ve kadın haklarından başlandığını açıklar. Atatürk’ün konuşmasındaki temel tezler şunlardır:

  • Bilim ve fen toplum için gerekliyse kadın ve erkek eşit biçimde öğrenmelidir.
  • Kadın, yalnızca ev hayatıyla sınırlandırılamaz.
  • Toplumun refahı kadınların üretime katılmasıyla mümkündür.

Çünkü Atatürk daha sonra ilan edeceği Cumhuriyet ile, kadını önce öğrenci, sonra meslek sahibi, ardından yurttaş hâline getirmeyi amaçlamıştır.

Atatürk kadın sorununu bir hak talebi olarak değil, bir uygarlık sorunu olarak ele alır. Bilim gerekiyorsa kadın da öğrenecektir, ekonomi gelişecekse kadın da üretecektir, toplum yükselecekse kadın da yönetimde yer alacaktır.

Nitekim İzmir konuşmasında Atatürk, “Türklerin yaşamında kadınlar ilmen, irfanen ve diğer hususlarda erkeklerden katiyen geri kalmamışlardır. Göreceğimiz iki safha vardır. Birisi tarlalarda erkeklerle beraber çalışan eşeklerine binerek öteberi satmak için kasabalardaki pazar yerine giden, oralarda bizzat yumurta ve tavuğunu, buğdayını satan ve ondan sonra ihtiyaçlarını bizzat satın alan, köyüne dönen ve köylerinde kocalarına, kardeşlerine yardım eden kadınlar... Ben bu kadınlar arasında kocalarından daha iyi iş anlayanlara ve hesap yapanlara tesadüf ettim.

Bir gün Akşehir civarında bir köye gittim. Çok yağmur yağıyordu ve soğuk vardı. Kendimi belli etmeyerek bir evin önünde duran bir kadına: ‘Hemşire yağmur var, soğuk var, beni kabul eder misiniz?’ dedim. Hiç tereddüt etmeyerek: ‘Buyurun’ dedi ve beni bir odaya aldı. Odada ateş olmadığı ve yeni bir ateşin yakılması uzun süre alacağı için: ‘İsterseniz bizim odaya gidelim. Orada hazır ateş var’ dedi. Gittik, müteakiben komşulardan birkaç kadın ve birkaç erkek geldi.

Beraber konuşmaya başladık. Konuşurken bana en mühim sualleri soran kadınlar oldu. Soru sorarken hiçbir telaş göstermediler, insanca konuştular. Fakat bilahare benim kim olduğumu anlayınca, telâş gösterdiler ve söyledikleri şeylerden kendilerine bir zarar geleceğini zannederek korktular. Çünkü şimdiye kadar resmî bir adamla açıkça konuşmayı büyük bir kabahat olarak düşünmüşlerdi.

Efendiler, memleketimizde cahil varsa geneldir, yalnız kadınlarımızı değil, erkeklerimize de kapsar” diyerek kadın-erkek eşitliğini dışardan ithal bir fikir değil, Türk Ulusunun özünde zaten var olan bir değer olarak sunar. Kadını her noktada erkekle yan yana getirerek, "ayrı bir sınıf" değil, "ayrılmaz bir parça" olduğunu tesciller.

Avrupa’da kadın hakları genellikle toplumsal mücadelelerin sonucu olarak parça parça kazanılırken, Atatürk’ün modelinde ise kadın:

  • Ulusal Bağımsızlık - Modern Devlet - Ekonomik Kalkınma ile birlikte ele alınır.

Atatürk’ün 1923 İzmir Kadınlar Kongresi’ndeki konuşması, yalnız Türkiye’ye yönelik bir toplumsal mesaj değildir. Kuracağı Cumhuriyet’in kadın politikasının, dönemin birçok Avrupa ülkesinden daha ileri bir eşitlik vizyonu taşıyacağının ilanıdır.

Avrupa’da kadın hakları uzun mücadelelerle yavaş ilerlerken, Türkiye’de Cumhuriyet devrimleri kadınları kısa sürede: Eğitimli birey - Siyasal yurttaş konumuna taşımayı hedeflemiş ve bunda da başarılı olmuştur.

Bu nedenle Atatürk’ün kadın anlayışı, yalnız ulusal tarih içinde değil, 20. yüzyıl modernleşme hareketleri içinde de özgün bir model olarak değerlendirilmelidir.

Bugünden bakınca şu gerçeği daha iyi anlıyoruz: Atatürk için kadın hakları ayrı bir reform değildir. Cumhuriyet’in ta kendisidir.

Çünkü O, modernleşmenin yalnızca yollar, fabrikalar ya da kurumlarla gerçekleşmeyeceğini biliyordu. Asıl devrim insanın zihninde olmalıdır. Ve o zihniyet değişiminin anahtarı ise kadındır. İzmir’de yükselen o ses hâlâ bize şunu hatırlatıyor: Bir milletin geleceği, kadınlarının ufku kadar geniştir.