ASIL SORU BAŞKA

Abone Ol

Türkiye'de siyaset konuşulurken gözümüz hep ekranda olur. Oysa benim daha çok kameranın görmediği yerler ilgimi çeker.

Kim geldi...

Kim gitti...

Kim kazandı...

Kim kaybetti...

Sanki ülkede bir futbol ligi var ve biz hep puan tablosuna bakıyoruz.

Oysa bazen skorbord yerine düdüğü kim çalıyor ona bakmalı.

Şu günlerde yaşananlara bakınca insanın aklına derin sorular geliyor.

Dün birbirini yerden yere vuranların bugün aynı masada buluşması...

Millete verilen sözlerin ilk virajda unutulması.

Her seçimde oyuncuların değişmesine rağmen, sahnenin aynı kalması.

Bunlar karşısında insan durup düşünüyor.

Acaba biz oyuncuları izlerken, oyun kuranlarını gözden mi kaçırıyoruz?

Siyaset bazen büyük bir tiyatroya benziyor.

Seyirci sahnede olanları görüyor.

Oysa perdeyi kimin açtığını görmüyor.

Dekoru kimin kurduğunu bilmiyor.

Kuliste kimler ne fısıldıyor?

Oyun beğenilmezse oyuncular yuhalanıyor.

Fakat sahne amirinin adı çoğu zaman afişte bile yazmayabiliyor.

Ülkede yıllardır yaşananlar biraz da buna benziyor.

İsimler değişiyor.

Partiler değişiyor.

Sloganlar değişiyor.

Fakat vatandaşın önüne konulan faturanın rakamı değişmiyor.

Bu nedenle asıl soru kişiler değildir.

Asıl soru, kişilerin üzerinde yükseldiği düzendir.

Zira güçlü devletler güçlü adamlardan daha çok güçlü kurumlara dayanır.

Kuralların yerini kişiler aldığında sistem pusulasını kaybeder.

Kimin nerede çıkacağı, nerede kaybolacağı pek belli olmaz.

Asıl Cumhuriyet'in en büyük güvencesi buradadır.

Atatürk, geleceği bir kişinin iki dudağı arasına değil, halkın iradesine emanet etmiştir.

"Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" sözü yalnızca bir ilke değildir.

Geleceğe bırakılmış bir emniyet kilididir.

Zira halk devreden çıkarsa, birileri kapıları içeriden açabilir.

Sonra da anahtarın kimde olduğu unutulur.

Bugün gereksinim duyduğumuz şey, yeni kurtarıcılar aramak değildir.

Daha güçlü hukuk...

Daha güçlü kurumlar...

Daha fazla şeffaflık...

Daha fazla hesap verebilirliktir.

Bilmek gerekir ki ışık güçlü yanarsa gölgeler küçülür.

Perdeler açık olursa fısıltılar azalır.

Halk olup biteni görürse senaryolar eskisi kadar rahat yazılamaz.

Bu nedenle konu sadece sahnedekiler değildir.

Konu, sahnenin de kulisin de halk adına denetlenip denetlenmediğindedir.

Demokrasilerde son sözü daima halk söyler.

Yalnız mikrofon gerçekten halkın elinde olursa.