ALMANYA BİZİ KISKANIYOR!

Abone Ol

Almanya bizi kıskanıyor.
Bu tümceyi duyunca insanın içi ısınıyor.
Kıskanılan bir ülkede yaşamak ne güzel.
Özellikle mutfağa girip buzdolabının kapağını açarken.

Almanya bizi kıskanıyor çünkü bizde umut hiç bitmiyor.
Her yıl yenisi üretiliyor.
Eskisi eskidi mi, olsun.
Üzerine yeni bir tarih “yeni bir umut” sür piyasaya.

Şimdi sırada 2026 Reform Yılı var.
Daha önce “Türkiye Yüzyılı” idi.
“Emekliler Yılı” geldi geçti.
Sonra “Şahlandık”
“Sabır” ise kadim o hiç bitmez.

Biz 24 yıldır şahlanıyoruz.
Ama nedense hep aynı yerden.
Yerden fazla yükselmiyoruz,
ama düşmeye de alışığız.

Asgari ücret 28 bin 75 lira.
En düşük emekli maaşı 20 bin lira.
Bu rakamlarla milyonlar yaşamıyor,
sadece dayanıyor.

Sabah pazara gidiyorlar,
akşam hesap yapıyorlar.
Ay sonunu değil,
ertesi günü kurtardıysan tamamdır.

Buna rağmen hâlâ şahlanıyoruz deniyor.
Peki, şahlanan kim,
yerde kalan kim;
orası söylenmiyor.

Almanya bizi kıskanıyor deniyor ya…
Belki de nedeni budur.

Bizde “itibardan tasarruf olmaz” denir.
İtibar bizde saraylarda yaşar.
Konvoylarla dolaşır.

Camlar karartılır, sirenler önden gider.
İtibarın sesi yükseltilir.

Bir dönem Almanya’nın başbakanı olan Angela Merkel ise
mütevazı bir apartman dairesinde oturuyordu.
Pazara, markete kendi gidiyordu.
Koruması yoktu, konvoyu yoktu.
İtibarını arabaya bindirmiyordu.

Almanya’nın ürettiği lüks Mercedes’lere gelince…
Onlar Türkiye’ye gelince biniyor.

Bizde ise makamın gereği.
Bizim neredeyse bütün makam araçları Mercedes.
Onlar daha mütevazı arabalarla işlerine gidiyor.

Demek ki mesele otomobil değil.
Mesele kimin direksiyonda olduğu.

Belki Almanya bizi gerçekten kıskanıyordur.
Bizde itibar yukarıda taşınır,
yük aşağıda kalır.

Almanya bizi kıskanıyor çünkü bizde her şey sözle başlıyor.
Hedefler sözlü.
Rakamlar sözlü
.
Refah sözlü.

Gerçekler sessiz.
Onlar konuşmaz,
faturaya yazılır.

2002’den bu yana söylenen vaatleri alt alta koysak,
kalın bir kitap olur.
“Enflasyon düşecek.”
“İlk 10 ekonomi.”
“Kişi başına gelir 25 bin dolar.”
“Ay’a gidiyoruz.”
filan

Ay’a gidiyoruz ama pazara yürüyoruz.
Çünkü ayakkabı pahalı.

İlk yıllar fena değildi.
Bir miras vardı,
bir denge vardı.

Sonra reform kelimesi yavaş yavaş sözlükten çıktı.
Yerine tek ses,
tek karar,
tek merkez geldi.

“Rasyonel zemine dönmekten başka çaremiz yok” denildi.
Doğruydu.
Ama o tümce de diğerleri gibi
hayatta bir yere oturmadı.

Bir ülke gerçekten şahlanacaksa,
önce yerden kalkması gerekir.
Ve yerden kalkmanın yolu;
sloganlardan, manşetlerden, büyük laflardan değil…

Hukuktan, adaletten, liyakatten geçer.

Bunlar yoksa;
ister 2026 deyin,
ister 2036…

Takvim değişir,
hayat değişmez.

Almanya bizi kıskanıyor.
Çünkü biz, 24 yıldır aynı cümlelerle idare edilebilen bir milletiz.
Aynı vaadi defalarca dinleyip hâlâ
“Bu sefer farklı olabilir” diyebilen bir sabır toplumuyuz.

Asgari ücretle geçinmeye çalışan milyonlar,
emeklilikte dinlenmesi gereken insanlar,
bugün hayatta kalma uğraşı veriyor.

Buna rağmen hâlâ şahlanıyoruz deniyor.

Şahlanan kim,
yere basan kim;
belli değil.

Ama bir şey çok net:
Hukuk yoksa,
adalet yoksa,
liyakat yoksa…

Şahlanma sadece sözcükten ibaret.

Almanya bizi kıskanıyorsa,
nedeni refahımız değil;
bu kadarına rağmen hâlâ nasıl ayakta durduğumuzdandır.