ALLAH’IN SONSUZ RAHMET OKYANUSUNDAN MEVLANA DENİZİNE İNEN HİKMET DAMLALARI - 20 -

Abone Ol

Cüneydi Bağdadi hazretlerini görmeden geri dönmeye karar veriyorlar. İçlerinden birisi diyor ki, bu kadar uzak, kaç aylık yoldan geldik madem, hazretlerini görmeden gitmeyelim diyorlar. Arayıp ormanda buluyorlar, görüyorlar ki, Cüneyt hazretleri aslanlara odunları yüklemiş, bir aslana da binmiş, eline de yılanı kamçı olarak kullanıyor halde görüyorlar. Tanışıp konuşuyorlar. Elbette ki korkuyorlar. Hazret, “korkmayın, ulu Allah kendinden korkup itaat edenlere, mahlukatına itaat ettirir” diyor. Hz. Cüney’e hayretlerini mucip olan hanımının halini soruyorlar. O da ilginçtir.
“O hanımımın zulmünü ben sabırla karşılıyorum ve onun ıslahı için dua ediyorum. Ulu Allah bu sabrımdan dolayı bu aslanları bana boyun eğdirdi. Yani ben bu nimeti o acuze kadınıma borçluyum” diyor.
Rum elçisinin Hz. Ömer karşısında titremesi olayını ifade ederken bu olayı orada anlatmış olduk. Şimdi, Rum elçisi böyle düşünürken, Hz. Ömer uykudan uyanıyor ve sıçrayıp oturuyor.
Kerd Hidmet mer ümerra vü selam.
Goft peygaber selam an-geh icelam.
Elçi Hz. Ömer’e selam veriyor. Cenabı peygamber A.S.V. da “önce selam sonra kelam” buyurmuştur. Mevlana hazretleri anlatacağı olayı ifade ederken, beyitlerinde bazı hususları işaret eden olaylar vs. ile ilgili kelimeler kullanıyor. Bu kelime veya cümlenin işaret ettiği manayı açıklamak veya anlatmak gerekiyor. İşte o zaman oraya laf giriyor ve esas anlatılan mevzu kesintiye uğruyor. Okuyucularımız bu gerçeği hatırında tutarak yazılarımızı izlemelidirler. Çünkü, bu da anlatımda bir usuldür. Özellikle Mesnevi tarzındaki beyitlerin konuları içiçedir. Örneğin biz burada Rum elçisinin Hz. Ömer ziyaretini ve onun hayretini Hz. Ömer’de gördüğü züht ve takvayı anlatırken, elçi, Hz. Ömer’e selam veriyor ama kendi kültürüne göre veriyor. İşte burada selam ve usulü hakkında kısa bir bilgi vermek gerekiyor.
Malumdur ki, her kavmin bir selam şekli vardır. Bizde asker selamı el başa kalkarak şapkaya değerek, başımız açıksa başımızı eğerek, ama en güzeli ve resmi gayri resmi bütün halkın selamı olandır ki, o da “Selamün aleyküm, veya esselamü aleyküm”, cevaben “vealeyküm selam”dır ki, manası; Allah’ın selameti senin veya sizin üzerinize olsun. Allah’ın korumasında olunuz. Cevaben aynen sizin de üzerinize olsun demektir.
Burada bir yanlışı düzeltmek gerekir. Hiçbir zaman merhaba selamın yerine geçmez. Selamdan sonra oturanların meclise gelene karşı yerin geniş olsun, emin ol, sizin gelişiniz o bakımından merhabayı selam olarak kullanmak yanlıştır. Aslında selam vermek sünnet, selam almak ise farzdır. Selamı alanlar topluluk iseler, birisinin selam alması yeterli olur. Kur’an’da bu bir emirdir. Nisa Suresi 25. ayette, “Size birisi selam verdiğinde ya aynıyle veya daha güzeli ile karşılık verin” denmektedir. R.SAV. de “bir meclise selam vermeden gelip oturana söz söylemeyin” buyurmuştur. Kadın-erkek, hatta çocuklar bile bunu yapmalı ve öğrenmelidirler.
Şimdi, Rum elçisi İslam’ın bu esasını bildiği için Hz. Ömer R.A. hazretlerine kemali ihtiramla selam veriyor. Ömer R.A, elçinin selamına saygı ile cevap veriyor. Gel karşıma otur, emin ol, rahat ol, diyor. Elçiyi ferahlatmak için fussilet suresi 30. ayetten “korkma, burası korkulacak yer değildir, emin ol. Burası korkan insanların emin bir sığınağıdır” diyor.
Hz. Ömer yukarıdaki ayetten elçiye, insanın en korktuğu an ölüm anıdır, kabir anıdır, sual anıdır. Mahşer mizan sırattır. Burada korkma diye onu ferahlatıyor. Elçi de diyor ki, (Mevlana’nın dili ile) suçlu insan korkak olur. Hazırlıksız kişi ürkek olur, diyor Hz. Ömer’e.
SÜRECEK