AKIL, İNSAN ve HAYAT - 7 -

Abone Ol

Bu ölçüye örnek; ayının birisinin ayağına bir demir parçası batmış, yürüyemez halde kalmış. Birisi bu durumu görmüş ve ayının bacağından o demiri çıkarmış. Güzelce sarmış, ayı iyileşmiş. Ayı, kişinin bu iyiliğini unutmamış. Yine oralarda dolaşırken, yarasını saran kişiyi bir ağacın altında uyurken görmüş. Uyuyan kişiyi sinekler rahatsız ediyormuş. Adam farkında olmadan elini kolunu sallıyormuş. Bunu gören ayı uyuyan kişiyi rahatsız eden sinekleri kovmak için adamın başına dikilmiş. Alnına konan sinekleri kovmak için ayağını adamın başına hızlıca basmış. Maksadı adamı sineklerin tasallutundun korumak. Ama koskoca gövde ile ayağını uyuyan adamın başına vurunca, sinekleri öldürdüm derken adamı öldürüş. Eser; bu ayıda müsbet akıl olsaydı böyle yapmazdı. Ahmak insanlar da böyledir. Kaş yapayım derken göz çıkarır da farkında olmaz. Akıllı ile ahmağı anlatmak için güzel bir örnektir.

İnsanın ahmağı çok daha kötüdür. Doğuştan gelen ahmaklığın, ihtiyarlığın geçer zamanın telafisi, şifası yoktur. Milli Eğitim yayınları arasında çıkan ve şark klasiklerinden ibretli ve hikmetli olayları anlatan Nevadiri Süheyli adındaki kıymetli eserde şöyle bir olaydan söz edilir;

Eski zamanlarda uzak doğu ülkelerinin birinin padişahının bir oğlu varmış. Doğuştan aşırı derecede ahmak imiş. Bu çocuğu babası kaç hocaya verdi ise okutamamış. Nihayet ülkeye bir ferman ilan yayınlamış. Oğlunu okutabilen bir alim aradığını, büyük mükafat, ödül verileceğini ilan ediyormuş. Bu ödülü elde etmek isteyen hocalar çıkmış. Padişah yapılan tetkik sonunda birisinde karar kılmış ve sözleşme imzalamış. Hoca 10 sene içinde padişahın oğlunu okutabileceğini, 10 senelik çocuğun masrafı, kendi masrafının parasını peşin almış. Eğer 10 sene içinde çocuğu okutamazsa idamı göze almış ve sözleşmeye böyle imza atmış. Bu görevi yüklenen hocaya, diğer hocalar para karşılığında canını satıyorsun, onlarca hoca bunu başaramadı, dedilerse de, hoca; 10 sene uzun bir zaman, niye on sene? Bir kişinin temel eğitimi 10 senede tamamlamırmış. Hoca; on seneye kadar ya padişah, ya ben veya çocuk ölebilir. Şayet ölmezse, zaten öleceğiz. Yokluk içinde ölmektense bolluk içinde ölelim, ben de biliyorum ahmaklığın çaresi olmadığını, demiş. Ve görevi üstlenmiş.

Zaman zaman padişahın denetiminde eğitime başlamış. Hoca lüks içinde eğitime devam ederken zaman bir kar gibi erimiş ve 10 sene bitmiş.

Bu arada ne padişah, ne hoca ve ne de çocuk ölmemiş. Sınav günü gelmiş çatmış. Ulemalar, alimler, vezirler sınavı takip etmek için saraya davet edilmiş. Meclis toplunmış. Hoca, öğrencisi imtihan heyetinin huzuruna çıkmışlar. Sorgu başlamış...

Basit sorular sorulmuş. Öğrenci günlük eğitim yaşamından bazı hareketleri anlatmış. Sorgu derinleştikçe heyecan çoğalmış. Dinleyenler pür dikkat olayı izliyorlarmış. Sonunda sınav heyeti başkanı son soruyu soruyorum, dikkat et, acele etme, düşünmeden cevap verme, diye padişahın oğlunu uyarmış. Gizlice parmağındaki yüzüğü çıkarıp avucunun içine almış. Çocuğa karşı kolunu havaya kaldırarak bak oğlum, avucumun içindeki nedir, söyle bakalım, demiş. Çocuk avucunda bir metal parçası var. Özelliği nedir demiş hoca. Çocuk, bir maden, demir ve ortası da delik. Peki, aferin çocuum, bildin. Söyle bakalım, avucumdaki nedir? Demiş. Aklını kullanmadan ağzına geleni saymaya başlamış: Kalbur mu desem, göze mi desem, elek mi desem diyerek saçmalamış. Sınav heyeti padişah çocuğu okutan hoca gülüşmeye başlamışlar. Çocuğu okutan hoca çocuğa hitaben; “Ahmak oğlum, sınavda heyet başkanının elindekinin ne olduğunu bilecek sandık. Çünkü bir demir olduğunu, ortasının delik olduğunu bilince tamam dedik. Amma yüzük diyemedin ve ahmak oğlan, kalbur, gözer, eleğin insanın avucunun içine sığmayacağını düşünemeyecek kadar ahmaksın” demiş.

(SÜRECEK)