*** 1970’lerde dünya ekonomisinde yaşanan krizler sonrası, Friedman’ın fikrî öncülük ettiği, “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” cümlesiyle özetlenen “Chicago Modeli”, başta ABD ve İngiltere tarafından resmi ekonomi politikası olarak uygulanmaya başlanıyor. Adı “neoliberalizm”…Sosyal devleti arka plana iten, dünya ekonomisini küresel şirketlere bırakan bir ekonomi anlayışı. Pek çok ekonomiste göre “vahşi kapitalizm”…
*** Kuşkusuz, ABD güdümündeki Türkiye’nin de bu modele zorlanmasından daha doğal bir şey olamaz. Nitekim, “komünizm tehlikesi” gerekçe gösterilerek oluşturulan faşizan atmosferin bu konuda da uygun zemini hazırlamış olacağı kolayca değerlendirilebilir. Ve sosyal uyanışı bastırarak “neoliberalizme geçişi sağlayacak” 12 Eylül 1980 müdahalesinin temel taşları döşenmeye başlanıyor.
*** 28 Mayıs 1980…Çorum’la hiç ilgisi olmayan bir siyasi cinayet gerekçe gösterilerek, Çorum dışından geldiği düşünülen bir grup tarafından, sol görüşlü esnafın işyerlerine yönelik saldırılar başlatılıyor. Belli ki amaçlanan sağ-sol çatışması...Ama, bu anlamda istenilen “düşmanlaştırma” ortamı sağlanamayınca, olay Alevi-Sünni çatışmasına doğru sürükleniyor.
*** 4 Temmuz 1980 Cuma…Büyük provokasyon devreye alınıyor ve “Alaattin Camii bombalandı, yakıldı” diye hemen tüm camilere ateşlenmiş fitil atılıyor. Oysa, henüz inşaatı tamamlanmadan ibadete açılmış olan Alaattin Camii’ne ne bomba atılması söz konusu, ne de yakılması…Ama kitle psikolojisi bu…Manevi duyarlılıkları yüksek insanlar, ağır biçimde tahrik ediliyorlar…
*** Sonuç: Resmi rakamlara göre 57 insanımız vahşi biçimde katlediliyor. Yolu kesilen insanlar, sırf Alevi oldukları için oracıkta infaz ediliyor. “Kurt puslu havayı sever”…Doğal olarak, karşı istihbarat örgütlerince beslenen başka terörist unsurların da devreye sokulduğunu kabul etmemiz gerek, ama asıl olan Alevi hemşehrilerimizin yoğun olarak yaşadıkları mahallelerin saldırı tehdidine maruz kaldığı ve “can havliyle” barikatların kurulduğu gerçeğidir.
*** Hepimiz biliyoruz ki, “Çorum Olayları” diye tarihe geçen bu kahrolası süreç, Çorum’un gelişimini, sanayileşmesini onlarca yıl geriye atmıştır. O güne kadar aynı mahallede iç içe yaşayan insanlarımız, ata mülklerini terk edip başka mahalleye göçmek zorunda kalmıştır. Ve Çorum çok şey kaybetmiştir. Bu acı yüreklerde küllenmiş, ama maalesef tamamen ortadan kaldırılamamıştır.
*** Dilimizde “kanı kanla yumazlar” diye, kötülüğün kötülükle değil, hoşgörüyle, adaletle, iyilikle ortadan kaldırılabileceğini öğütleyen harika bir atasözümüz var. Yarın Çorum Olayları’nın 46. yıldönümünde acılarımızı bir kez daha yaşayacağız, ama toplumsal barışı ve huzuru koruyamadığımız takdirde, bu coğrafyadaki kanı, gözyaşını, perişanlığı yaşayan halklardan farkımızın kalmayacağının bilincinde olarak…
*** Mahsun Kırmızıgül’ün “Kardeşlik Türküsü”nü mırıldanıyorum içimden: Hepimiz kardeşiz, bu öfke niye/ Yaşamak dururken bu kavga ne diye!