2025’DEN 2026’YA…

Abone Ol

Evet, 2026’ya girildi. Hem de büyük kutlamalarlaHem de büyük coşkuyla

Girildi, girildi ama yalnız Türkiye değil tüm dünya, 2025 ve öncesinin ağır yüküyle, dolu bir bagajıyla girdi.

Ve de 2026’nın daha ilk günlerinde:

-Petrolüne ve madenlerine el koymak için

-Sömürgeciliğe karşı mücadele içinde doğan Latin Amerika’nın Bolivarcı milliyetçi damarını kırmak için

Latin Amerika’nın bağımsız bir ülkesi olan Venezüela’nın, ABD’nin denizden, karadan, havadan bombalamasıyla, devlet başkanının ellerinin ve gözlerinin bağlanarak alınmasıyla girildi 2026’ya.

***

Bu nedenlerle önce birkaç soru:

-Uluslararası ilişkiler, günümüzdeki bölgesel ve küresel sorunlar karşısında kalıcı ve âdil bir barış ortamını sağlayabilecek midir?

-Uluslararası işbirliğinin ve dostluk ilişkilerinin geliştirilmesine, kalıcı bir fırsat yaratılabilecek midir?

-On yıllar öncesinden ortaya çıkmış ve hâlen sürmekte olan sorunlara, kalıcı çözümler bulunabilecek midir?

-Yani emperyal sömürü bütün şiddetiyle devam ederken, dünyada kaosu değil “huzuru hâkim kılacak uluslararası bir sistem” inşa edilebilecek midir?

Elbette bu sorulara verilecek cevap, bugünkü koşullarda büyük bir “hayır” olacaktır.

***

Nitekim bugün dünyaya baktığımızda:

-İki yüz yıldan fazladır sömürülen Afrika, hâlen sömürülmekte ve sömürgeci güçlerin hedefindedir.

-Ülkeler arasında gelir dağılımındaki adaletsizlik yükselerek devam etmektedir.

-Petrol ve diğer doğal kaynaklara sahip olmak ve onların ticaretine hâkim olma savaşları, bütün şiddetiyle devam etmektedir.

-BM Şartı’nda açıkça yasaklanmış olsa da hâlâ silahlanma ve kuvvet kullanımı hızla devam etmektedir.

Ve de uluslararası hukukun, haklıdan yana değil güçlüden yana olduğu görülmektedir.

Yani haklıların güçlü olduğu değil, güçlülerin haklı olduğu bir dünya vardır bugün.

***

Devam edelim…

-İç savaşların ve bölgesel savaşların vekâlet savaşlarına dönüşümü devam etmektedir.

-Büyük güçlerin mücadelesinin faturasını, bu güçlere direnemeyen ülkeler ödemeye devam etmektedir.

-Çatışmalar ve terör eylemleri devam ettikçe, kan ve gözyaşının sonu hiç gelmeyecek gibi durmaktadır.

Ve de kaos ve kargaşa, insanlığın huzura kavuşup kavuşamayacağına dair şüpheleri hep diri tutmaktadır.

Kısacası, dünyada kaosu değil “huzuru hâkim kılacak uluslararası bir sistem” inşa edilebilecek midir?

Elbette ki, bu soruya da verilecek cevap, yine büyük bir “hayır” olacaktır.

***

Ve Türkiye:

-Yani bugün 103’üncü yaşına girmiş olan Türkiye...

-Kuruluşundan bugüne sürekli yıpratılan, başta laiklik olmak üzere Cumhuriyet’in kazanımları bir bir tahrip edilen Türkiye

-1946’dan başlayarak emperyalizme göbekten bağımlı hale getirilen Türkiye...

-Neoliberal politikalar yüzünden halkçı özelliğini kaybeden Türkiye

-İstanbul sermayesi ile Anadolu sermayesinin kavgasının, siyaseti belirlediği Türkiye

-Darbelerle, muhtıralarla toplumsal itirazların susturulduğu, ekonominin ve siyasetin küresel güçlere teslim edildiği Türkiye

İşte bu yapısıyla girdi 2026 yılına.

***

Devam…

-Ve bugün ekonomi sorunuyla, göçmen sorunuyla

-Demokrasi sorunuyla, güvenini yitirmiş yargı ve adalet sorunuyla

-Kadın cinayetlerinin önlenemeyen, şiddet ve tacizin engellenemeyen sorunuyla

-Bugüne kadar çözmediği ya da çözemediği etnik ve inanç sorunuyla

Ve de seviyesi çok düşük siyasi kavganın yanında Ege’de, Akdeniz’de yaşanılan sorunlarla ve bölgesel olarak yaşadığımız sorunlarla 2026’ya girdi Türkiye.

Bu nedenlerle dileğimiz 2026’nın Türkiye için, yukarıda belirtilen sorunları çözebilecek, güçlü, kararlı ve cesur adımlar atabilecek siyasal bir iklimin doğum yılı olmasıdır.

Olabilir mi? Bilemiyoruz ama olmalıdır ve de olabilmelidir.

Tüm halkımızın yeni yılı kutlu olsun.