“Her iş yerine kreş istiyoruz”

KESK’e bağlı sendikaların kadın sekreterleri adına bir açıklama yapan Eğitim Sen Kadın Sekreteri Nurcan Hasırcı Doğan, otoriterlik artarken devletin küçültülmesi bahanesiyle kamusal hizmetlerin her geçen yıl azaltıldığını belirterek, “Bu durum başta çalışanlar olmak üzere tüm kesimleri olumsuz etkilemektedir” dedi.

“Her iş yerine kreş istiyoruz”

KESK’e bağlı sendikaların kadın sekreterleri adına bir açıklama yapan Eğitim Sen Kadın Sekreteri Nurcan Hasırcı Doğan, otoriterlik artarken devletin küçültülmesi bahanesiyle kamusal hizmetlerin her geçen yıl azaltıldığını belirterek, “Bu durum başta çalışanlar olmak üzere tüm kesimleri olumsuz etkilemektedir” dedi.

09 Mayıs 2018 Çarşamba 00:16
“Her iş yerine kreş istiyoruz”

16 yıllık iktidarı boyunca neoliberal politikaları uygulamadaki hızına yetişilemeyen AKP’nin konu emekçilerin yıllardır dile getirdiği temel sorunlar ve talepler olunca maalesef ya üç maymunu oynadığını ya da boş vaatlerle bu talepleri geçiştirmeyi tercih ettiğini kaydeden Doğan, açıklamasında şunları dile getirdi:

“Türkiye’de 0-6 yaş döneminde bulunan çocukların % 86,7’sine anneleri bakmaktadır. İş gücü piyasasına hiç girememiş ya da çocuk olduktan sonra ayrılmış kadınlar sosyal hizmetlerin ucuz ikamesi olarak değerlendirilmektedir.

Milli Eğitin Bakanlığı’na (MEB) bağlı gündüz bakım evleri ve anaokulları sayısı 28.891 (MEB 2017) buradan yararlanan çocuk sayısı 1.315.854’tür. 3-5 yaş arasında MEB’e bağlı kurumlarda okul öncesi eğitim alan çocukların toplam içerisinde oranı %35 olduğu düşünüldüğünde; 3-6 yaş aralığında yaklaşık 4 milyon çocuk okul öncesi eğitim almamaktadır.

ASPB’na bağlı kreşlerde ise durum daha vahimdir. Her bin çocuktan sadece ikisi 0-3 yaş arasında kreşe gitmektedir. Var olan kreşlerin %47’si İstanbul, İzmir ve Ankara’da bulunmaktadır.

sayılı İş Yasası kadın işçilerin çocukları için kreş açılmasını öngören cinsiyetçi ve gerçeklikten uzak bir düzenlemedir. Türkiye'de 150 ve üzeri kadın çalışan sayısına sahip işyerlerinin son derece sınırlı olduğu düşünülürse bu yasanın bir ihtiyaca yanıt olmaktan çok göstermelik olduğu anlaşılmaktadır.

Hükümetin izlediği neo-liberal iktisadi politikalar nedeniyle, kamu kurumları ve yerel yönetimlere ait kreşler kapatılmakta ya da hızla özel sektöre devredilmekte ve ücretleri sürekli arttırılmaktadır. Özel sektöre ait kreşler ise piyasa koşullarına terk edilmiş bir işletme gibi ele alınmaktadır. Çocuk bakım hizmetlerinin niteliği düşük ama ücretler son derece yüksektir. Ortalama kreş ücretleri 1.000 TL civarındayken MEB’e bağlı anaokullarında beslenme, etkinlik ve servis giderleri yoksullaştırılan milyonların bütçesini zorlamaktadır.

657 sayılı Devlet Memurları Kanun’un 191. Maddesinde “Devlet Memurları için lüzum ve ihtiyaç görülen yerlerde çocuk bakımevi ve sosyal tesisler kurulabilir” denilmektedir. Buna rağmen, maliyet politikasıyla kreşler sosyal tesis kapsamına alınıp ödenek ayrılması yasaklanmıştır.

2004 yılında 419 olan kamu kreşi sayısı 2016 yılı itibariyle 56 ya gerilemiştir. Konfederasyonumuz KESK' in bilgi edinme hakkı çerçevesinde yaptığı başvurulara rağmen kamu kreşleri sayısının güncel bilgisi açıklanmamaktadır.

2017 yılından başlatılan ve özel kreşlere 5 yıl boyunca vergi muafiyeti sağlayan düzenleme ile kamusal bir hak olan kreş hizmeti tümüyle özel sektöre devredilmek istenmektedir.

Kreşlerde verilen eğitime olan güven dinselleştirme politikalarının erken çocukluk çağına indirgenmesi sonucunda gittikçe azalmaktadır. Soyutla somutun farkını anlamayan çocuklara din eğitimi verilmektedir. MEB tarafından imzalanan protokollerle kreş çağındaki çocukların dini eğitim alması sağlanmaktadır. Ayrıca Diyanetin başlattığı dini eğitim projesi kapsamında 4-6 yaş çocuklara yönelik başlatılan Kuran kurslarında yüz bine yakın çocuk eğitim almaktadır. Bu durumun ileride yaratacağı travmalar çok büyük olacaktır.

Çocukların doğumdan itibaren bakımı ve eğitimi için başta ebeveynler olmak üzere sosyal devletin tüm kurumlarının ortak sorumluluk alması gerekmektedir. Buna uygun politikalar üretmek hükümetin görevidir.

Doğum izinleri toplamda sadece 16 haftadır. Sağlık Bakanlığı en az 6 ay sadece anne sütü verilmeli demekte ancak doğum izninin tamamı doğumdan sonra kullanılsa bile anne ile yeni doğan bebeğin bir arada kalma süresi 4 aydır. KESK olarak uluslararası anlaşmalara uygun olarak bu sürenin uzatılmasını ve dönüşümsüz ebeveyn izni uygulamasına geçilmesini talep ediyoruz.” (Haber Merkezi)