“Eğitimde çizelge değişikliği değil fırsat eşitliği istiyoruz”

Eğitim-İş İl Başkanı İlhan Yaşar yaptığı yazılı açıklamada Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un göreve geldikten sonraki ana mesajı, bakanlığın 3 yıllık bir plan açıklayacağı ve bu plan çerçevesinde öğrenci ve velilerin üç yıl boyunca hiçbir “sürprizle” karşılaşmayacağı olduğunu belirterek ancak söylenenin aksine Milli Eğitim Bakanlığının, ortaöğretimde “reform!” diye nitelediği yeni bir modeli hayata geçirmeye, eğitimin piyasa koşullarına sunulmasında bir adım daha atmaya hazırlandığını ifade etti.

“Eğitimde çizelge değişikliği değil fırsat eşitliği istiyoruz”

Eğitim-İş İl Başkanı İlhan Yaşar yaptığı yazılı açıklamada Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un göreve geldikten sonraki ana mesajı, bakanlığın 3 yıllık bir plan açıklayacağı ve bu plan çerçevesinde öğrenci ve velilerin üç yıl boyunca hiçbir “sürprizle” karşılaşmayacağı olduğunu belirterek ancak söylenenin aksine Milli Eğitim Bakanlığının, ortaöğretimde “reform!” diye nitelediği yeni bir modeli hayata geçirmeye, eğitimin piyasa koşullarına sunulmasında bir adım daha atmaya hazırlandığını ifade etti.

06 Haziran 2019 Perşembe 21:39
“Eğitimde çizelge değişikliği değil fırsat eşitliği istiyoruz”

2023 Eğitim Vizyonu’nda, tüm toplumun çocukları ortak payda olarak görmesi, bu payda etrafında buluşması gerektiği ifade edilmesine ve “Mutlu çocuklar” vurgusu yapılmasına karşın, çocukların yine MEB’in keyfiyetiyle mağdur edileceğini belirten Yaşar, ortaöğretim sisteminde yapılacak değişikliklerin, MEB tarafından üniversitelerle işbirliği içerisinde yürütülmesi gerektiğini vurguladı.

Hayata geçirilmesi planlanan sistemin, okullar arasında var olan eşitsizliği daha da derinleştireceğini, eğitimdeki ticarileşmenin kapısını ardına kadar açacağını belirten İlhan Yaşar, şunları ifade etti:

“Getirilmek istenen yeni sistemde, fizik, kimya, biyoloji, tarih, coğrafya, felsefe, beden eğitimi, resim, müzik gibi gençlerin pozitif bilimlerle temasını sağlayan, neden sonuç ilişkisi kurmasını öğreneceği ya da kişisel gelişimine fayda sağlayacak dersler, seçmeli ders olarak belirlenmişken din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin zorunlu ders olarak belirlenmesi, Bakanlığın 'modern' söylemleri altında bilimsellikten ne kadar uzak bir anlayışın yattığını bir kez daha göstermiştir.

Öğrencilerin akademik ve yetenek gelişimine büyük bir darbe vuracak olan bu değişiklik, eğitimciler için de kara haberler içermektedir. Bu değişikliklerle birçok alanda öğretmenler ya norm fazlası olacaklardır ya da kurum değiştirmek zorunda kalacaklardır. 10 binlerce öğretmeni etkileyecek böyle bir düzenlemede eğitimin paydaşlarının görüşünün alınmaması kabul edilebilir değildir. Kaldı ki ders sayılarını azaltma adı altında bazı dersler doğa bilimleri, sosyal bilimler gibi adlar altında birleştirilmekte fakat bu dersleri kimlerin okutacağı, bununla ilgili nasıl bir çalışma yapılacağı açık bırakılmaktadır.

Eğitim politikaları konusunda iktidarın ve eğitimden sorumlu kurumların, görevlerini bugüne kadar yerine getiremedikleri maalesef ortadadır. AKP iktidarı döneminde orta öğretim iflas etmiş, devlet liseleri sadece diploma alınan kurumlar haline getirilmiştir. Çünkü 17 yıldır göreve gelen her Milli Eğitim Bakanı tarafından reform diye önümüze konanlar çizelge değişikliğinden başka bir şey değildir.

Öğretmeni olmayan, laboratuvarı, spor salonu, atölyeleri olmayan, eğitim kalitesi bakımından aralarında uçurumlar olan okullar yaratılarak, talep olmamasına rağmen sürekli yeni imam hatip okulları açılarak zaten adil olmayan eğitim sisteminin daha da eşitsiz hale getirilmesi, eğitimin mevcut sorunlarını daha da ağırlaştırmaktadır.

Eğitimde geleceği yakalamak için öncelikle yapılması gereken, bilimsel anlayıştan uzak vakıf, cemaat, dernek gibi gerici yapıların eğitime müdahalesini önlemek, okulların fiziki şartlarını geliştirmek ve eğitimin esas paydaşlarıyla işbirliği geliştirmek olmalıdır.

Parasız, bilimsel, laik eğitim anlayışını hâkim kılmak için, öğrencilere çok yönlü bilgi ve beceri kazandıracak nitelikli bir eğitim anlayışı benimsenmelidir. Tekrar söylüyoruz: Fırsat ve imkân eşitliğine dayalı, bilimsel ve objektif kriterleri içeren bir eğitim modeline geçilmelidir” dedi. (Haber Merkezi)