İşte size, ülkemiz inşaatlarından dört ayrı görüntü.

Elektrik ve sıhhi tesisat döşeme amacıyla(!) sorumsuzca ve düşüncesizce kırılarak, işlevsiz hale getirilen kolonlar ve kirişlerin resmi.

Şimdi bu aşamada sorulması gereken soru şu.

Kim ya da kimler, neden, nasıl yiyebiliyor bu haltı?

Ismail Haboglu

Bu sorunun yanıtı da şu.

Yüklenicilerin (müteahhit) ve de mühendislerin gözetiminde; eğitimsiz, eğitimsiz olduğu için de sorumsuz sıhhi tesisatçılar ve elektrikçiler yiyor bu haltı… (Sorumluluklarının bilincinde olup, dürüst çalışan yüklenicilerimizi tenzih ederim)

Bu sorumsuzca davranışı sadece yüklenici efendiler görmezden gelmiyor ki; bir de onu (sözde) denetleyen bir yapı denetim firması var. O firmanın bünyesinde mimar(lar) var, inşaat mühendis(ler)i var, elektrik mühendis(ler)i var.

Onlar ne yapıyorlar?

Onu da söyleyelim.

Onlar da oturdukları koltuklarından, bulundukları klimalı odalardan sorumlu oldukları inşaatları denetliyorlar! (Sorumluluklarının bilincinde olup dürüst çalışan denetim firmalarını tenzih ederim)

Neden?

Çünkü ilkokuldan başlayarak aldıkları eğitim, onlara bu kadarcık “sorumluluk bilinci” aşılıyor.

Yani?

Yani (hiç alınıp, gücenmesinler ama) mimar ve mühendislerimizin büyük bir bölümü de EĞİTİM YOKSUNU…

Eğitim yoksunu oldukları için de SORUMSUZ SORUMLULAR…

Ama efendim olur mu, öyle şey?

Olur.

Oluyor ve yaşanıyor.

Ülkemizde yaşanan / yaşatılan inşaat gerçeği böyle.

Kimse sınamaya, test etmeye kalkmasın beni; (Alanya’da) “yaptıkları ya da restore ettikleri binaların altında, sırf bir dükkân çıkarma uğruna” aptalca kesilen kolon ve kirişlerin, hangi Yapı Denetim Firması’nın yetki ve gözetiminde, hangi inşaatlarda yapıldığını tek tek yazar, dökerim buraya; tümden rezil olur, toplum içine çıkamayacak hale gelirler.

*    *    *

Şunu söylemek, sözü şuraya getirmek istiyorum.

Sık sık yazıyor, sık sık dillendiriyorum; öğretimle, eğitim aynı şey değil.

Eğitim, sağlıklı, tutarlı olmayınca, “sorumluluk bilinci” de olmuyor.

“Tepeden tırnağa eğitimsiz, tepeden tırnağa sorumsuzuz” derken, anlatmak, tanılamak istediğim budur.

Arsasını ya da tadilat için binasını yükleniciye, mimara, mühendise veren arsa sahibinden tutun; yüklenicisine, mimarına, mühendisine kadar eğitimsiz, sorumsuz ve lakaydız…

… …

Önümüzde, deprem yatağının üzerinde olan bir Japonya örneği var.

Sık sık çoğunluğu yedi şiddetinin üzerinde depremler oluyor bu ülkede.

Tek bir bina yıkılıyor ya da çatlayıp, patlıyor mu?

Tek bir kişinin burnu kanıyor mu?

Kanamıyor.

Neden?

Neden, niçin, niye?

Çünkü bir Japon için iş aktöresi (ahlak) her şeyden önce geliyor.

Her Japon, yaşamını, ailesinden aldığı aktöre, okulundan aldığı eğitim üzerine kurguluyor; öyle yetişiyor, öyle öğretim, öyle eğitim görüyor.

Öyle diploma alıyor.

Sonuç?

Türkiye’de her depremde ülkenin altı üstüne gelirken; Japonya ve onun gibi ülkelerde deprem, sinek vızıltısı gibi geliyor.

*    *    *

Son söz.

Bu ülkede zırt pırt “imar affı” çıkıyor, imar yasası değişiyor.

Araştırdım; imar yasası 1945 yılından bu yana; Almanya’da iki defa, Fransa’da üç defa değişmiş.

Ya Türkiye’de?

Sadece 11 yıl içinde 164 kez değişmiş.

Yetmemiş 10 kez de imar affı çıkmış bu ülkede.

Bir bilgi daha…

Almanya’da yüklenici sayısı 3500; Fransa’da 1800; tüm Avrupa’da toplam yüklenici sayısı 25.000 imiş.

Ya Türkiye’de?

Türkiye’deki yüklenici sayısı da 453.000 imiş.

Sonuç?

Sonuç ortada…

Ekli resim de bunun kanıtı.

Ve elimdeki diğer resimler ve bilgiler…