Bugün, 29 Ekim 1923’de ilan edilen Cumhuriyet’in 94. yılındayız…

M. Kemal Atatürk’ün liderliğinde kazanılan “Kurtuluş Savaşı”ndan sonra yaşama geçirilen, “Cumhuriyet” sisteminin yolunun taşları; “çağdaşlaşma” ve “kültür”e dayalıydı…

Bunun sağlanabilmesi içinse, ülkenin önünde savaştan çok daha zorlu bir mücadele daha vardı ki; bunun adı da “Çağdaşlaşma ve Kültür Savaşı”süreciydi...

Daha Kurtuluş Savaşı sürerken 1920’de kurulan Meclis, çalışmaları sırasında birçok yenilikle birlikte, 1921’de bir anlamda toplum sözleşmesi sayılabilecek, “Teşkilât-ı Esasîye Kanunu”nu çıkarmıştır. Bu sözleşme Türk toplumunun ilk Anayasası sayılabilir…

Kurtuluştan sonra içte ve dışta Genç Türkiye'nin yönetiminin ne olacağı merak edilmeye başlamıştı. Oysa ki Atatürk, daha ilk gençliğinde, askeri okullarda eğitim aldığı yıllarda, kafasında bir yol ve bir çizgi belirlemişti. Bu konuya da çok emek vermiş, sayısız kitap okumuştu…

Atatürk özellikle “Fransız Devrim Tarihi”nden etkilenmişti. Kurtuluştan sonra eline geçirdiği güç nedeniyle kendisini “Halife” hatta “Padişah” ilân etmesini telkin edenler bile vardı!

O ise, gücün tek elde toplanmasına kesinlikle karşıydı! Eşitliğe, özgürlüğe, hukuka dayalı yeni bir sistem kurmak istiyordu…

O günün Türkiye’si şapkanın “Gâvurluk” “Cumhuriyet”in ise komünizm ile eşdeğer görüldüğü bir ülkeydi. Atatürk, hiç kolay olmayacak bir sistemi, halkın özgür iradesi ile seçtiği vekiller aracılığı ile yönetilmesini istiyordu!

Bu sistemin adı; insanoğlunun bulduğu en ideal yönetim biçimi olan “Cumhuriyet”ti. Bu düşüncesini çok uzun yıllar içinde sır gibi saklamıştı…

Kolay mıydı?

4 Eylül 1919’da Cevat Abbas’a: “Yaz çocuk, kurtuluştan sonra devletin idaresi ‘Cumhuriyet’ olacaktır” demesi üzerine bir yandan söyleneni yazan C. Abbas; “Bu kadar da değil Paşam” diyerek söylenene inanamadığını belirtmişti!

İnanılmaz olanın gerçekleşme zamanı artık gelmişti…

28 Ekim 1923 akşamı Atatürk birkaç arkadaşı ile Çankaya köşkünde buluştu. Arkadaşlarına bu düşüncesini "EFENDİLER, YARIN CUMHURİYET'İ İLAN EDECEĞİZ!” diyerek açıkladı...

“En büyük eserim” dediği Cumhuriyetin ilânına artık saatler kalmıştı. Misafirler gittikten sonra baş başa kaldığı İsmet İnönü ile sabahın ilk ışıklarına kadar çalıştı…

Ertesi gün, Meclis Fethi Bey’in Başkanlığında toplandı. Hükümet istifa etmişti. Bir hükümet krizi söz konusuydu. Sorun çözülemeyince, Atatürk’e haber verildi. Atatürk görüşmeler yaptıktan sonra sorunu çözeceğini söyledi. Meclisin ilk anayasası sayılan Teşkilât-ı Esasîye Kanununda yapılacak değişiklikle bu sorunun aşılabileceğini söyledi. Maddeler tek tek oylandı. Oylama sonucunda “Cumhuriyet ilân edildi.”

Bu sırada Meclis Başkanlığı makamında Meclis İkinci Başkanvekili olarak, “Çorum Milletvekili İsmet Eker” bulunuyordu...

Sıra bu ülkenin ilk Cumhurbaşkanını seçmeye gelmişti aynı gün önerge verildi. Meclisin tüm oylarını alarak, “Genç Cumhuriyetin ilk Cumhurbaşkanı olarak Atatürk seçilmişti.” Alkışlar arasında ikinci defa kürsüye gelerek teşekkür konuşması yaptı. Bundan sonrası da hiç kolay değildi.

Muhalifler iş başındaydı. İlân edilen Cumhuriyetin demokrasiye bağlı bir sistem olduğunu henüz anlayamayanlar bu durumun bir “İslâm Cumhuriyeti” olduğuna inananlar bile vardı!

Atatürk, “Yeni bir millet yarattı” derken, bireyin ve toplumun yaşamında kökten; düşünsel, fiziksel ve yaşamsal devrim yarattı, kavramı anlatılıyor!

Tüm dünyada onu unutulmaz ve ölümsüz kılan, “Çağdaş Türkiye’nin kurucusu olduğu gerçeğidir”

Bu gerçeği besleyen temel gerçeklik ise; bu kadar karşıtlığa karşın, ayakta olan devrimlerdir. Atatürk, Türk toplumuna manevî miras olarak; “Akıl ve Bilimi” bırakmıştır…

Geldiğimiz noktada her şeye karşın, “Bilim ve Aklın” gösterdiği yoldan ayrılmamalıyız!