06.11.2020, 21:56 38

YAŞLI VE SAKATLARA SAYGILI OLMAK

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

Bütün canlılar; doğar, yaşar ve ölürler. İnsan da bir canlıdır. O da doğar yaşar ve ölür. Doğumla- ölüm arasına ömür denir. Çocukluk, gençlik, orta yaşlılık ve ihtiyarlık, ömrün mevsimleridir. Tıpkı yılın; ilkbahar, yaz, sonbahar ve kış mevsimleri gibi. Kış mevsimi bazen uzar, onun gibi ihtiyarlıkta bazen uzarda uzar. Bu duruma Kur’an da, “Erzelil u’mur” denilmektedir.

Bu mevsimde insanın; gücünde güç, sağlığında tat, gözünde fer, dizinde takat kalmaz. İnsan; bildiğini bilmez, gördüğünü görmez, duyduğunu duymaz, tanıdığını da tanımaz olur o mevsimde. Bu müddet kişinin; zayıf bulunduğu, yaşam için başkalarına muhtaç olduğu bir zaman dilimidir. Kur’anda buna işaret edilerek; “Allah sizi yarattı, sonra sizi öldürecek. İçinizden kimini de, bilgili olduktan sonra hiç bir şeyi bilmesin diye, ömrünün en düşkün (kötü) çağına kadar yaşatır. Şüphesiz ki Allah, hakkıyla bilendir.” (1) buyrulmaktadır.

Kuşkusuz; insanı yaratan, yaşatan, akıl veren, bilgili kılan, konuşma ve yazma kabiliyeti gibi nimetleri ihsan eden, Allah’tır. Allah nasıl ki verme kudretine sahip ise, verdiğini geri alma kudretine de sahiptir. Çünkü O, istediğini istediğine veren ve istediğini de istediğinden alandır. Ömrünün bir evresinde; her şeyi gören, duyan, anlayan, bilen, konuşan, yazan ve okuyan insana bütün bu ve benzer kabiliyetleri veren Allah’tır. O, dilerse ömrün başka bir döneminde bunları geri alabilir de.

Ayette işaret edildiği gibi bazı insanların ömrü uzatılır. Fakat bu nimetler de ondan alınır. Bu halin sırrını ve hikmetini de ancak yüce Allah bilir. Yine yaşlılık durumuna işaret edilen yasin suresinin 68. âyetinde de mealen; “Kime uzun ömür verirsek, onu yaratılış itibariyle tersine çeviririz (gücünü, kudretini geri alırız), hala düşünmeyecek misiniz?” buyrulmaktadır.

Bu ayetin açıklamasında; “Hak Dini, Kur’an Dili” tefsirinde; “Bir kimseyi gençlik çağında almayıp da, (öldürmeyip de) uzun ömürle yaşatıyorsak, başlangıçtakinin, yani, gençliğinin aksine- olarak onu günden güne kuvvetten düşürüp, zayıflığını artırıyor, ölüme doğru yürütüyoruz. Bunu yapan kudretin daha önce o gözle silmeyi ve kılık değiştirmeyi de yapabileceğini anlayıp da, doğru yolu tutmayacaklar mı?” deniliyor.

Kimin ne zaman öleceği belli değildir. Herkes bir yaşlı, bir ihtiyar ve bir bedensel özürlü namzetidir. Onun için her konuda olduğu gibi yaşlılar konusunda da dinin koyduğu kurallara uyulmalıdır. Yüce Allah yaşlı olan anne ve babamıza karşı vazifelerimizi; “ Rabbın….anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti.Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme. Onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.”, “Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.” (2) buyruğu ile beyan etmiştir. Yüce Allah’ın’ bu açık ve kesin emrine rağmen, anne ve babasına saygısızlık yapan, onları ezâlandıran, cezalandıran, yaşlılar yurduna koyan, hatta kapıya atan insanlar toplumumuzda azımsanamayacak kadar vardır ve gittikçe de çoğalmaktadır.

Yaşlılara ve sakatlara karşı merhametli, şefkatli ve saygılı olmak; hem dini, hem ahlâki, hem vicdâni ve hem de insâni bir vazifedir. Peygambere layık ümmet olmak da, bu vazifeyi hakkıyla yapmakla mümkündür. Çünkü O, bir hadis-i şeriflerinde mealen; “ Küçüğüne acımayan, büyüğüne saygı duymayan bizden değildir.” buyurarak yaşlılara saygılı olunmasını istemiştir.( 3) Efendimizin; “ Yaşlılara saygının, Allah’a duyulan tazim ve saygıdan ileri geldiğini” söylemesi de, son derece önemlidir. (4). Allah’ın insanlara yardım etmesi ve rızık vermesi de, toplumun; yaşlı, zayıf ve düşkünlere karşı şefkatli, merhametli ve saygılı olmasındandır (5). Genç iken bu vazifeyi layıkıyla yapanlara karşı, yaşlandığı zaman, aynı şekilde davrananlar bulunur. İnsan anne ve babasına karşı nasıl davranırsa, evladı da yaşlandığı zaman kendisine öyle davranır. Âlemlere- rahmet olarak gönderilen, şefkat Peygamberi de, ömrü boyunca yaşlılara saygı duymuş, çoğu zaman onlara öncelik tanımıştır.(6).

Üzülerek ifade edelim ki, 21.yüzyılın, medeni dediğimiz toplumlarında bile, yaşlı, zayıf, sakat ve hamilelere karşı, 1400 sene evvelinden konulan bu kurallara riâyet edilmemektedir. Bilindiği gibi toplu taşıma araçlarında, adı geçen guruba dâhil insanlar için özel koltuklar ayrılmış ve oraların işgal edilmemesi, bu insanlara yer verilmesi ve saygı duyulması için çeşitli ikaz ve uyarılar yazılmışsa da, bunları dikkate alan çok az insana rastlanmakta, o yerler genç, sağlam ve sağlıklı insanlar tarafından işgal edilmekte, yaşlı, sakat ve hamileler ayakta yolculuk yapmak zorunda kalmaktadırlar.

Öte yandan bu gün; aile fertleri, akrabalar ve komşular arası ilişkilerde de, büyüğe saygı ve küçüğe sevgi konusunun çok zayıfladığını görüyor ve üzülüyoruz. Öyle ki, kimin büyük kimin küçük olduğu bile anlaşılmaz olmuş, küçüklerin şerrinden emin olmak için bazı ailelerde çocuklara- adeta öte git denilememektedir. Bu kesimlerde bir büyük, akraba ve ya komşu çocuğunun yanlışını kusur ve kabahatını söyleyemez, marufu emretme münkerden nehyetme görevini yapamaz hale gelmiştir. Maalesef okulda öğretmenlerin durumu da, böyledir. Birisinin çocuğuna yanlışını düzeltme veya doğruluk, dürüstlük, ahlâklılık ve erdemlilikle ilgili bir şey söylenecek olunsa, hemen çocuk; “ Sanki ben böyle değil miyim, neyi ima etmek istiyorsun, beni arkadaşlarımın arasında mahcup ediyorsun” gibi sözlerle karşı atağa geçiyor, işi büyütüyor, ailesine taşıyor. Anne ve babanın da bu uyarıyı yapanlara teşekkür edeceği yerde, hemen çocuğu; bir vazife ve bir iyilik yapıyorum diye uyaran büyüğün karşısına; “ Sen benim çocuğuma ne karışıyorsun, çocuğumu neden arkadaşlarının arasında mahcup ediyorsun” diye dikildiğine şahit oluyorsunuz. Halbu- ki; toplum vicdanı; iyi insanların ve iyiliklerin çoğalması, kötü insanların ve kötülüklerin azalması ve kötülerin toplumun huzurunu bozmasına fırsat verilmemesi konusunda çok hassas olması gerekmektedir. Arz edilen sebepler yüzünden toplum vicdanı iş yapamaz duruma düşürülmüştür, bu da toplumun huzursuz olmasına sebep olmaktadır. Her gün; televizyon, radyo ve gazete haberlerinin üçte ikisini; vurma- kırma, öldürme, gasp, hırsızlık- yolsuzluk, kumar ve fuhuş gibi iç karartan ve toplumun psikolojisini bozan haberlerden oluşmasının kaynağında da bu vardır.

Unutulmamalıdır ki, bugünün küçükleri yarının büyükleri olduğu gibi, bugünün gençleri yarının yaşlıları, bugünün sağlamları da yarının sakatları olabilir. Onun için,”Ne oldum, demeyeceksin, ne olacağım diyeceksin.”

Bugünden yarını görmek mümkün değildir.”Düşmez kalkmaz bir Allah’tır.” Şüphesiz ki yüce Allah, her şeye kadirdir.

Yüce Allah (c.c.) bizleri, yaşlı ve sakatlara karşı kendisinin emrine, Pegambrinin de sünnetine uygun yaşayan kullarından eylesin. Âmin. D.K.

selam, sevgi, saygı ve dua ile.

1-nahl 70,

2-isra 23-24,

3-tirmizi ‘birr’15,

4-Ebu Davut ‘edep’ 20,

5-Ebu Davut ‘cihat’ 69

6-Müslim ‘rüya’ 19

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
23°
açık
banner303
banner364

Gelişmelerden Haberdar Olun

@