20.05.2021, 22:55 10

RAMAZANA VEDA EDERKEN-1

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

Peygamberimizin (s.a.v.), başı rahmet, ortası mağfiret sonu da müminlerin cehennemden kurtuluşudur diye şanını beyan ettiği ve daha dün denecek kadar kısa zaman önce kavuşarak sevinip mutlu olduğumuz mübarek Ramazan ayından ayrılmanın hüznünü yaşıyoruz bu günlerde.

Çölün suya, açın yemeğe, susuzun suya, sevenin sevdiğine, âşığın maşukuna, koyunun kuzusuna ve annenin yavrusuna duyduğu hasreti duyarak beklediğimiz ve Allah’ın inayeti ile bir ay kadar önce,

Gökten yere iner, saf saf melekler.

Sefasından döner, çarkı felekler.

İş bu ayda kabul, olur dilekler.

Merhaba merhaba, ya şehr-i Ramazan.

Hoş geldin bizlere, ey Şehri gufran.

Sekiz cennet, kapıları açılır.

Teravih kılana, hulle biçilir.

Mümin münafık, anda seçilir.

Merhaba merhaba, ya şehr-i Ramazan.

Hoş geldin bizlere, ey Şehri gufran.

Diyerek kavuştuğumuz mübarek Ramazan ayından, ona doymadan ayrılmanın burukluğunu yaşıyoruz şu günlerde.

Üç aylar geldi bizlere, gözünüz aydın geliyor beklediğiniz dedi. Sevindik gufran ayı geliyor, Allah’ın rahmet sağanağında arınma fırsatına kavuşacağız diye. Hatırladık Efendimizin, “ Kim Ramazan ayının gelmesine sevinirse, Allah onun vücudunu Cehennemin ateşine haram kılar”(Tirmizi) mübarek sözünü. Sevincimiz katlanarak arttı. Dua etmeye başladık Peygamberimizin (s.a.v.), “Allah’ım Recep ve Şaban'ı bizim için mübarek kıl ve bizi Ramazana kavuştur” duasıyla.(Müslim)

Nihayet geldi beklediğimiz. Rabbimiz kavuşturdu bizi sevgilimize. Sevincimiz, ümidimiz, beklentimiz kat kat arttı. Bize bu imkânı, bize bu fırsatı veren Rabbimize sonsuz hamd-ü senalar olsun dedik. Kuran ve oruç ayı olan Ramazan ayına kavuşmuştuk Allah’ın inayetiyle.

Ramazan ayının gündüzlerini; oruç tutarak, hatimler okuyarak, vaazlar dinleyerek, namaz kılarak, zekât, fitre ve sadaka vererek, yalan, gıybet, dedikodu, riya, kibir, gurur gibi kötü huylardan uzak durarak ve bütün organlarımıza oruç tutturmaya çalışarak, gecelerini Teravih namazı kılarak, sahura kalkarak, teheccüd namazı kılarak ve Peygamber öğretisi olan, “Allah’ım sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet” duasını, sık sık tekrar ederek yaşadık. Rasulullah efendimizin, “Eğer ümmetim, Ramazan ayının gerçek değerini bilselerdi, bütün senenin Ramazan olmasını isterlerdi” (Buhari) hadisi şerifini dikkate alarak, bu ayın gündüzünü ve gecesini en güzel ve en verimli bir şekilde değerlendirmeye, bu ayda mümkün olduğu kadar manevi kazanım elde etmeye çalışarak yaşadık.

Allah’ın inayeti ile bu Mah-ı Mubarekte, bize günah kazandıran söylem ve eylemlerden uzak durarak, günah kirlerinden arınmaya çalıştık, bize sevap kazandıracak olan salih amelleri yaparak Rabbimizin rızasına ve affına mazhar olmaya gayret ettik.

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammet (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde: “Kim Ramazan ayında farz olduğuna inanarak ve sevabını Allah’tan umarak oruç tutarsa, Allah o kulunun bütün geçmiş günahlarını af eder” buyuruyor.(İbni Mace c 1,s 526)

Demek oluyor ki, bu Ramazan ayını iyi değerlendirenler, günahlarından arınarak yaratanına karşı yepyeni ve tertemiz bir sayfa açmayı başarmıştır. O halde yeniden yanlış ve günahlara dönerek bu sayfayı kirletmemek lazım, Allah yar ve yardımcımız olsun.

Gelecek Ramazana ulaşıp ulaşmayacağımızı, bu fırsatı bir daha elde edip edemeyeceğimizi bilemiyoruz. O halde bu temiz sayfayı kirletmemek için elimizden gelen gayreti göstermeli, bizi yeniden günahkâr edecek söylem ve eylemlerden, kötü iş ve amellerden uzak durmalıyız. Kısaca, Rabbimizin emirlerini tutup, yasaklarından da uzak durarak yaşamalıyız kalan ömrümüzü.

Yüce Allah (c.c.) biz insanları, eşrefi mahlûkat olarak yaratmış; akıl, izan, irade ve şuur gibi aşkın nimetlerle donatmıştır. İnsan her gün, her saat, her dakika ve her saniye Allah’ın kendisine ihsan ettiği nimetler sayesinde yaşamaktadır. Alınan ve verilen her nefes insanın yaşaması için elzem olan en büyük nimettir. İnsanın istifadesine sunulan Yaratanın nimetleri saymakla bitmez. Nitekim Kuranda: “Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız, onu sayamazsınız. Hakikaten Allah çok bağışlayan, pek esirgeyendir” buyrulmaktadır. (Nahl, 16/18)

Ömür insana Allah’ın en büyük lütfu ve emanetidir. Onu yaşarken Allah’ın emri üzere dosdoğru olarak yaşamak gerek. Yaratan Kuranda: “Emirolunduğun gibi, dosdoğru ol” buyuruyor. (Hud, 11/112) Efendimiz (s.a.v.), “Hud suresindeki bu ayet, beni kocalttı” diyor. Evet, hayatı dosdoğru yaşamak, ancak Peygamberi örnek alarak yaşamakla mümkündür. Rabbimiz Allah’tır deyip sonra dosdoğru yolda yürüyenlere, yani sıratı müstakim üzere yaşayanlara, Kuranın beyanıyla ölürken melekler, “Geçmiş amelleriniz ve ölümden sonrası için korkmayınız, geride bıraktığınız aile ve evlatlarınız için de tasalanmayınız” teselli derler.(Fussilet, 41/30)

Allah Cinleri ve İnsanları kendisine kulluk etmeleri için yaratmıştır. Kulluk ibadetle olur. İbadet Allah’ın verdiği nimetlere teşekkür etmek demektir. Nimet devam ettikçe şükür de devam etmelidir. Bu konuda Cenab-ı Hak: “ Rabbine, sana yakın (Ölüm) gelinceye kadar ibadet et” buyuruyor.(Hicr, 15/ 99) Nasıl ki Rabbimizin bize ihsan ettiği nimetlerin zamanı devamlı ise, yani günlük, haftalık, aylık yıllık değil de ömür boyu ise, ibadetinde günü, haftası, ayı ve mevsimi olmayıp ömür boyu olmak mecburiyeti vardır.

Ramazan ayı boyunca Allah’a layık kul ve Peygambere layık ümmet olmaya elimizden gelen gayreti gösterdik. Nimetlerine şükretmiş olmak için bütün gayretimizle çalıştık. İnşallah en büyük kazancımız geçmiş günahlarımızın af olmasıdır. O halde Ramazan bitti ibadette bitti demeyelim. Rabbimize karşı açtığımız yepyeni ve tertemiz sayfanın değerini bilelim. Mademki Ramazandan sonra da Allah’ın nimetlerinden istifade ediyoruz, o zaman onların şükrünü ifa etmeye, yani ibadete ölünceye kadar devam etmeye mecburuz.

(SÜRECEK)

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
25°
açık
banner364

Gelişmelerden Haberdar Olun

@